AYDIN EFELER ÜCRETSİZ DEVE GÜREŞİ / AYDIN BÜUÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

AYDIN DEVE GÜREŞİ

Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından 22-23 Aralık tarihleri arasında Aydın Efeler'de ücretsiz olarak geleneksel deve güreşleri yapılacağı duyuruldu. Kupa karşılaşmaların yapılacağı deve güreşi Ilıcabaşı Ayter Alanında gerçekleştirilecek.

DENİZLİ – İZMİR BASMANE TREN SAATLERİ / AYDIN TREN SAATLERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

AYDIN TREN SAATLERİ 

Aydın’ın birçok ilçesi tren kullanımına uygun olduğundan dolayı Aydın’da tren ulaşımı çok kullanılıyor. Aydın’ın birçok ilçesinde tren istasyonu bulunmaktadır.

AYDIN ÜCRETSİZ ATHENA KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

ATHENA KONSERİ - AYDIN

Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından 29 Ekim 2018 tarihinde ücretsiz Athena konseri düzenleneceği duyuruldu. Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları kapsamındaki konser Atatürk Kent Meydanında

DEVELER KAYIT ALTINA ALINACAK - PİLOT BÖLGE AYDIN VE İLÇELERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

PİLOT BÖLGE AYDIN SEÇİLDİ

Devecilik Kültürü ve Deve Güreşleri Federasyonundan yapılan duyuruya göre artık her deve kayıt altına alınacak Tarım ve Orman Bakanlığı ile yapılan istişareler ve Tarım ve Orman

BOZDOĞAN'DA ÜCRETSİZ KORAY AVCI KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

MADRAN ŞENLİKLERİ  - BOZDOĞAN

Madran Şenlikleri kapsamında 21 Ekim 2018 tarihinde Bozdoğan Şehir Stadyumunda ücretsiz Koray AVCI konseri düzenleneceği duyuruldu. Konser etkinliği saat : 20.30'da başlayacaktır.

KUŞADASI'NDA CUMHURİYET KONSERİ - CANDAN ERÇETİN / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

CANDAN ERÇETİN KONSERİ - KUŞADASI

Kuşadası'nda Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları kapsamında 29 Ekim 2018 tarihinde Saat : 21.00'de ücretsiz Candan ERÇETİN konseri düzenleneceği

KUŞADASI'NDA ZEYTİN FESTİVALİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

ZEYTİN FESTİVALİ - KUŞADASI

Kuşadası Belediyesi katkılarıyla 3 - 4 Kasım 2018 tarihlerinde Kuşadası Kervansaray'da ve bazı etkinliklerinin Kuşadası İbramaki Sanat Galerisinde yapılacağı  Zeytin Festivali düzenleneceği duyuruldu. Festival kapsamında Üretici

İNCİRLİOVA YÖRÜK GECESİ KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ / BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

2. YÖRÜK GECESİ KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ - İNCİRLİOVA

İncirliova Gönüllüleri Yörük Türkmen ve Efeler Derneği tarafından 28 Ekim 2018 tarihinde 2. Yörük Gecesi Kültür Sanat Festivali düzenleneceği

KUŞADASI'NDA ÖDÜLLÜ KOŞU YARIŞMASI - RUNAYDIN / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

ÖDÜLLÜ KOŞU YARIŞMASI - RUNAYDIN / KUŞADASI

Aydın Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla 21 Ekim 2018 tarihinde Kuşadası'nda; Bu yıl ilk kez yapılacak olan 2 farklı mesafede ödüllü RunAydın

EFELER'DE ULUSAL YÖRÜK TÜRKMEN ŞENLİĞİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

2. ULUSAL YÖRÜK TÜRKMEN ŞENLİĞİ - EFELER

21 Ekim 2018 tarihinde Efeler'de 2. Ulusal Yörük Türkmen Şenliği düzenleneceği duyuruldu.

EFELER'DE SAĞLIKLI YAŞAM KONFERANSI - UZM.DR. ENDER SARAÇ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

FİT OLMANIN VE GENÇLEŞMENİN YOLLARI - KONFERANS / EFELER


Efeler Belediyesi tarafından 28.09.2018'de Uzman Doktor Ender SARAÇ'ın konuşmacı olarak katılacağı, fit olmanın ve genç kalmanın yolları

AYDIN VE İLÇELERİNDE 2018-2019 SEZONU DEVE GÜREŞLERİ TARİHLERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

AYDIN VE İLÇELERİNDE DEVE GÜREŞLERİ TARİHLERİ


2018-2019 DEGÜF deve güreşi sezonu takvimi Aydın Valiliği İl Hayvanları Koruma Kurulu 18.09.2018/36 no.lu kararı ile kabul edildiği duyuruldu.

İNCİRLİOVA İNCİR VE KÜLTÜR FESTİVALİ - 2018 / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

İNCİR VE KÜLTÜR FESTİVALİ - İNCİRLİOVA


7 Eylül 2018 tarihinde İncirliova'da 15. Geleneksel İncir ve Kültür Festivali düzenleneceği duyuruldu. Festival etkinlikleri kapsamında Dr. Ender SARAÇ'ın

KUŞADASI'NDA ÜCRETSİZ ONUR AKIN KONSERİ / AYDIN BÜYÜLŞEHİR VE İLÇELERİ

ONUR AKIN KONSERİ - KUŞADASI


07 Eylül Kuşadası'nın düşman işgalinden kurtuluş günü kutlamaları kapsamında Kuşadası İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanında ücretsiz Onur AKIN konseri düzenleneceği duyuruldu. Kuşadası'ndaki

SÖKE'DE ÜCRETSİZ KORAY AVCI KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KORAY AVCI KONSERİ - SÖKE


Söke'nin Düşman İşgalinden Kurtuluşunun yıl dönümünde Söke Novada Outlet Otopark alanında ücretsiz Koray AVCI konseri düzenleneceği duyuruldu. Demet Erdem'in sunucu olarak yer

NAZİLLİ'DE ÜCRETSİZ TEOMAN KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

TEOMAN KONSERİ - NAZİLLİ


05 Eylül 2018 tarihinde Nazilli İstasyon Meydanında sevilen sanatçı Teoman'ın konser vereceği duyuruldu.

AYDIN'DA SOLO TÜRK GÖSTERİSİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

SOLO TÜRK GÖSTERİSİ - AYDIN


Ülkemizde ve yurt dışı etkinliklerde beğenilerek izlenen Solo Türk'ün 07 Eylül 2018 tarihinde Aydın'da gösteri uçuşu yapacağı duyuruldu. Solo Türk'ün Aydın'da yapacağı gösteri uçuşunun izleme

AYDIN'DA ÜCRETSİZ MANGA KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

MANGA KONSERİ - EFELER / AYDIN


Manga'nın 30 Ağustos Perşembe günü Aydın Atatürk Kent Meydanında saat : 21.00'de ücretsiz konser vereceği duyuruldu.

KARPUZLU'DA ALİNDA KÜLTÜR SANAT VE TURİZM FESTİVALİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELER

7. ALİNDA KÜLTÜR SANAT VE TURİZM FESTİVALİ - KARPUZLU


9 Eylül 2018 tarihinde Karpuzlu'da 7. Alinda Kültür Sanat ve Turizm Festivali düzenleneceği duyuruldu. Festival kapsamında kortej yürüyüşü, mehteran

KARACASU'DA ÜCRETSİZ KONSER - VOLKAN KONAK - YÜKSEK SADAKAT / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KARACASU AFRODİSİAS KÜLTÜR, SANAT VE TANITIM FESTİVALİ KONSERİ


25-26 Ağustos Afrodisias Kültür, Sanat ve Tanıtım Festivali etkinlikleri kapsamında 25 Ağustos'ta Yüksek Sadakat, 26 Ağustos'ta Volkan KONAK ve

EFELER'DE ÜCRETSİZ PİLATES KURSU / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

ÜCRETSİZ PİLATES KURSU - EFELER
Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından ücretsiz pilates kursu duyurusu yapıldı. Aydın Efeler'deki ücretsiz pilates kursu için kayıt dönemi 3 Eylül 2018 başlangıç tarihi ise 17 Eylül 2018. Pilates kursu için

EXTREM MUTFAK - KOCAELİ / FİRMALAR

FİRMA ADI
Extrem Mutfak
FİRMA AÇIKLAMASI
Firmamız size daha iyi hizmet etmek için kaliteden ödün vermeden kusursuz hizmet vermektedir. Endüstriyel Mutfak Ürünlerimiz ile oteller-yemekhaneler-pastaneler fabrikalar,lokantalar,cafeler, restaurantlara hizmet vermekteyiz. Başlıca Endüstriyel Mutfak Ürünlerimiz : Bardak Yıkama Makinesi,Izgara,Kuzine,Fritöz,Islak Hamburger Makinesi, Soğuk Oda,Buz Makinesi,Soğan Doğrama Makinesi,Sebze Doğrama Makinesi Et Kemik Testeresi,Hamur Yoğurma Makinesi,Patates Soyma Makinesi Hamur Açma Makinesi,Davlumbaz ,Evye ve çalışma Tezgahları,Çay Kazanları İstif Rafı,Tost Makinesi,Köpüklü ayran Makinesi,Tencereler & Tavalar Konveksiyonlu Fırın,Limonata ve Ayran Soğutucu,Bulaşık Makinesi Servis Arabaları,soğutucu dolapları

KUŞADASI GENÇLİK FESTİVALİ 2018 SANATÇILARI - PROGRAMI / AYDINBÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KUŞADASI GENÇLİK FESTİVALİ PROGRAMI – 2018
11-12-13-14-15 Temmuz 2018 tarihleri arasında Kuşadası Sevgi Plajında gerçekleştirilecek olan Kuşadası Gençlik Festivali Programı duyuruldu.
Kuşadası Gençlik Festivalinde sahne alacak sanatçı ve gruplar şöyle;

KOÇARLI'DA YILDIZ TİLBE - EDİP AKBAYRAM KONSERİ (ÜCRETSİZ) - AYDINBÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KOÇARLI ÇAMFISTIĞI FESTİVALİ
13. Geleneksel Koçarlı Çamfıstığı Festivali kapsamında 17.06.2018 tarihinde saat : 22.30'da Edip AKBAYRAM, 18.06.2018 tarihinde saat : 22.00'de Yıldız TİLBE konserleri düzenleneceği duyuruldu. Konserler Koçarlı Cumhuriyet Meydanında gerçekleştirilecek.

BATTALBEY ÇİĞ KÖFTE KUŞADASI PAKET SERVİS / FİRMALAR

FİRMA ADI
Battalbey Çiğ Köfte Meram
FİRMA AÇIKLAMASI
Battal bey Kuşadası Meram Paket Servis Telefon Numarası : 05394451009
Kampanya : Dürüm Çiğ Köfte ve Ayran : 4.00 Tl.

AYDIN'DA KİTAP FUARI / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

AYDIN VALİLİĞİ 1. KİTAP FUARI - EFELER
Aydın Valiliğinin desteği ve Aydın İl Kütür ve Turizm Müdürlüğü koordinasyonunda 25 Mayıs - 3 Haziran 2018 tarihileri arasında Aydın 1. Kitap

DİDİM'DE KOLPA KONSERİ - ÜCRETSİZ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KOLPA KONSERİ - DİDİM
19 Mayıs 2018 tarihinde saat 19.30'da Didim Belediyesi Önünden Fener Alayı yapılacağını ardından, Saat : 21.30 Didim Cumhiriyet  Meydanında Kolpa konseri düzenleneceği duyuruldu.

KOÇARLI'DA MURAT BAŞARAN KONSERİ - ÜCRETSİZ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VEİLÇELERİ

MURAT BAŞARAN KONSERİ - KOÇARLI
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramında Cihanoğlu Parkında saat: 21:00'da Murat BAŞARAN Konseri düzenleneceği duyuruldu.

Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Koçarlı'daki Murat BAŞARAN konseri etkinliği için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KUŞADASI'NDA PİNHANİ KONSERİ - ÜCRETSİZ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

PİNHANİ KONSERİ - KUŞADASI

19 Mayıs 2018 tarihinde Saat : 21.00'de Kuşadası İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanında Pinhani 19 Mayıs Gençlik Konseri düzenleneceği duyuruldu.

AYDIN'DA EDİS KONSERİ - ÜCRETSİZ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

EDİS KONSERİ / EFELER

19 Mayıs 2018 tarihinde saat : 20.30'da Atatürk Kent Meydanında ücretsiz Edis konseri düzenleneceği duyuruldu.

AYDIN'DA GEZİLECEK YERLER - NYSA ANTİK KENTİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

AYDIN'DA GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER
AYDIN'DA GEZİLECEK YERLER

Nysa Antik Kenti - Sultanhisar / Aydın

Nysa Antik Kenti Aydın'ın Sultanhisar ilçesinin kuzeyinde yer almaktadır. Aydın'da gezilip görülmesi gereken ören yerlerindendir.  Nysa Antik Kenti Aydın Efeler'e (Merkez) yaklaşık 29 Km. uzaklıktadır. Nysa Antik Kenti Sultanhisar İlçesine ise yaklaşık 3 Km. Uzaklıktadır. Ulaşımı kolay ve ören yerine giriş ücretsizdir.



40 BİN KİŞİ YAŞAMIŞ

Bizlerde Aydın Sultanhisar Nysa Antik Kentine 15.05.2018 tarihinde ziyaret ettik. Sultanhisar ilçe merkezinden kuzeye doğru ilerleyerek, zeytin ağaçlarının arasından ören yerine ulaştık. Nysa Antik Kenti hemen asfaltı üzerinde olduğu için ulaşımı çok kolay. Hemen sol tarafta ören yerine ait kazı evi ve gişesi bulunmakta burada sizleri bir görevli karşılıyor hata çok kısada olsa biraz şehirden bahsedip şehrin nasıl gezileceği hakkında yönlendirme yapıyor.

Nysa Antik Kentinde zamanında 40 bin kişi yaşamış. Bu ören yerinin açığa çıkartılan kısmı ise sadece daha %40 şeklindeymiş. Bu yüzden hala %60'nı göremiyoruz. Bu da gelecekte Nysa Antik Kentinin Aydın için öneminin daha fazla olacağını, kazıların yapılmasıyla ve gün yüzüne çıktıkça Aydın'ın gezilip görülecek yerlerinin başında olacağını gösteriyor.



TÜRKİYE'NİN EN İYİ KORUNMUŞ KÜTÜPHANELERİNDEN

Nysa Antik Kentinde göze çarpan eserlerden bir tanesi kütüphanesi, görevlinin verdiği bilgilere göre de Türkiye'nin en eski ve iyi korunmuş Selçuk Efes Kütüphanesinden sonra 2. Kütüphanesi...





12 BİN KİŞİLİK TİYATRO

Tiyatro kentin ortasından yer almaktadır. Dik bir boğazın üzerine yapılan şehirde, tiyatroda epeyce dik ve iyi korunmuş durumda. Tiyatrodan çıkan bazı orjinal buluntular yine Aydın'da gezilip görülmesi yerlerden olan Aydın Arkeoloji Müzesinde sergilenip koruma altına alınmış. Bizlerde tiyatronun en yüksek yerine çıkıp biraz orada vakit geçirdik, tiyatronun zirvesinden aşağıdaki görünüm muhteşemdi. Tiyatronun küçük ara çıkış merdivenlerinin bazılarının deforme olmasından dolayı çıkarken biraz zorlandık ve dikkati olmakta yarar var. Yukarından baktığınızda önce tarih, ardından yeşil zeytin ağaçları sonra Sultanhisar şehrini görüyorsunuz.





90 METRELİK TÜNEL VE GİZLİ GEÇİK

Nysa Antik Kentinde en ilginç yapılardan bir tanesi 90 metrelik tünel ve gizli geçit. Tam ortasında aydınlatması da olan tünelde de yürüyüş yapabilirsiniz. İçerisinden su geçtiği için irili ufaklı kaya ve taş parçaları olduğundan dikkati olmakta yarar var. Bizlerde tünelde yürürken cep telefonlarımızın el feneri özelliğini kullanmak zorunda kaldık.



TAVSİYE

Aydın Sultanhisar Nysa Antik Kenti; Gymnasiumu, Kütüphanenesi, Meclis Binası, Stadyumu, Köprüsü, Tüneli, Agorası, Lahit Mezarlarıyla Aydın'da gezilecek yerler arasına alınmalıdır. Bizler yaklaşık Nysa Ören Yerinde 2 saat geçirdik. Tüm okuduklarımızı ve gördüklerimizi bu yazıda paylaşmadık. Çünkü sizlere ziyaret ettiğinizde keşfedecek çok şeyin kalmasını istedik. Bu yazdıklarımız ve görselleri başlangıç olarak kabul edin ve mutlaka ziyaret edin.

*** Nysa Antik Kente geldiğinizde 4 km. uzağındaki Aydın'ın tanımış ve ünlü Efelerinden Yörük Ali Efe'nin Doğduğu Köyü'de ziyaret edebilirsiniz. Buradan Kavaklı Köyü için hazırladığımız yazıya ulaşabilirsiniz.

Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Aydın'da gezilecek yerlerden olan Nysa Antik Kenti için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KUŞADASI'NA OY VER - 2018 AVRUPA'NIN EN İYİ KRUVAZİYER LİMANI VE ŞEHRİ İÇİN

KUŞADASI İÇİN OY VER
Avrupa'nın En İyi Kruvaziyer Liman Şehri
Avrupa'nın En İyi Kruvaziyer Limanı
Küresel Seyahat ve Turizm Endüstrisinde mükemmeliyeti kutlamayı amaçlayan ve “Turizm Oscarları” olarak kabul gören 2018 “World Travel Awards / Europe’da; Kuşadası Avrupa’nın En İyi Kruvaziyer Liman Şehri ve Ege Port- Kuşadası Limanı ise Avrupa’nın En İyi Kruvaziyer Limanı olarak kategorilerinde finale kaldığı, bundan sonra birinciler verilecek oylar ile belli olacağı duyuruldu.

www.worldtravelawards.com/vote
erişim linkinden son oy verme tarihi olan 20 Mayıs 2018’e kadar Kuşadası'na oy verilecektir.


Kuşadası şehri ve limanı için nasıl oy kullanılır?







Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Avrupa'nın en iyi liman şehri ve limanı yarışması için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

YÖRÜK ALİ EFE'NİN DOĞDUĞU EV VE KÖYÜ - EFELER HAKKINDA / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

EFELER HAKKINDA BİLGİLER

YÖRÜK ALİ EFE'NİN DOĞDUĞU EV

YÖRÜK ALİ EFE

Efe 1895 yılında Aydın'ın Sultanhisar İlçesi Kavaklı Köyünde dünyaya gelmiş. Aydın'da gelip görülmesi gereken yeler arasında olan Kavaklı Köyü Aydın Efeler ilçesine (Merkez) yaklaşık 35 Km. Uzaklıkta olup bağlı olduğu Sultanhisar İlçesine yaklaşık 8 Km. Uzaklıktadır. Sağlı sollu zeytin ağaçlarının arasından köye ulaşırsınız...



ZİYARET

Biz Kavaklı Köyünü 12.05.2018 tarihinde ziyaret ettik. Köyün sokaklarında dolaştık, köy meydanında gezdik, Yörük Ali Efe'nin Doğduğu Evi gördük. Köy sakinleri ile çay içtik sohbet ettik. Biz cumartesi günü ziyaret ettik onun için köy baya bir sakindi, Kavaklı Köyünün pazar günleri köy meydanında pazar kurulduğu için ziyaretçisi çok oluyormuş. 

Köyde bir çok kahvede Yörük Ali Efe'nin ismi var. Köyün sokaklarının adı da Efenin ismiyle anılıyor.






EFE HAKKINDA SOHBET

Bizim ziyaretimizde köy kalabalık değildi demiştik, bu durumda köy sakinleri ile ya da köyde çay içmek için girdiğiniz kahvede Yörük Ali Efe hakkında konuşabilir, köy hakkında sohbet edebilirsiniz. Bizde öyle yaptık; Yörük Ali Efe üzerine yaptığımız sohbetleri başlık halinde sıralarsak, Yörük Ali Efe'nin annesi ve babası hakkında, Yörük Ali Efe'nin gençlik yıllarından, Yörük Ali Efe'nin askerlik durumundan, Yörük Ali Efe'nin kızanlık döneminden, Yörük Ali Efe'nin arkadaşını öldüren kişi öldürmesinden, Yörük Ali Efe'nin Babasının katili ile arasında geçenlerden, Yörük Ali Efe'nin kanunlara karşı gelmesinden, Yörük Ali Efe'nin Milli Mücadeleye katkısından, Yörük Ali Efe'nin Yunanlılara karşı mücadelesinden, Efeler ve Atatürk'ten, Demirci Mehmet Efeden, Yörük Ali Efe'nin düze inince yerleştiği Yenipazar'daki evinden gibi bir çok konuda samimi bir sohbet etme şansımız oldu.

Sohbet ettikten sonra Köyün dar sokaklarından ve eski evlerin arasından yine köyün içerisinde olan Yörük Ali Efe'nin doğduğu evi ziyaret ettik.



DOĞDUĞU EV

Bizi tahta kapılı üzerinde Yörük Ali Efe Evi yazan bir ev karşıladı. Restorasyon çalışması yapılmış evde, köy sakinlerinin söylediklerinden anladığımız, içindeki çoğu malzeme Yenipazar'da bulunan Yörük Ali Efe Müzesine götürülmüş. Bundan dolayı bu ev bakımsız kalmış. Bizimle konuşan köy sakinleri Yörük Ali Efe'nin doğduğu eve daha fazla önem verilmesini istiyorlar. Yörük Ali Efe'nin doğduğu ev çok büyük sayılmasa da geniş bahçeli iki katlı, evden bağımsız tuvaleti, içeriden tahta merdiveni olan bir köy evi... İçerisinde neredeyse hiç bir şey yok sadece iki odasında Yörük Ali Efe'yi anlatan bir yazı, bir kaç tahta sandalye, eski bir terazi, eski gaz lambası, eski sandıklar var, bir tane bakır tabak, kırık bir sehpa vardı. Onlarda atıl durumda...

Yörük Ali Efe'nin doğduğu evin her odasının fotoğrafını ve videosunu yazının alt kısımlarında göreceksiniz.

TAVSİYE

Bizler Yörük Ali Efe'nin doğduğu evi görmekten, gençlik yıllarını geçirdiği köyü ziyaret etmekten ve Yörük Ali Efe'nin Köyündeki samimi insanlar ile sohbet etmekten çok mutlu olduk. Aydın'da gezip görülmeye değer yerlerden olan Yörük Ali Efe'nin evinin ve köyünün bulunduğu Kavaklı köyüne,  sizlerin de Aydın Sultanhisar'a yolunuz düşer ise uğramanızı tavsiye ederiz.


Yörük Ali Efe'nin Doğduğu Evin Fotoğrafları ve Videosu




YÖRÜK ALİ EFE'NİN DOĞDUĞU EV VİDEOSU

12.05.2018 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Aydın Sultanhisar Kavaklı Köyündeki (Büyükşehir yasasından sonra mahalle olan) Yörük Ali Efe'nin doğduğu evin videosu ve köyünden fotoğraflar...



AYDIN'DA GEZİLECEK YERLER

Aydın'da gezilecek yerleri, Aydın ve İlçelerinde görülmesi gereken yerleri paylaştığımız yazılara sayfamızın "Gezilecek Yerler" sekmesinden ulaşabilirsiniz...

Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Yörük Ali Efe'nin doğduğu ev ve köyü için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

AYDIN ARKEOLOJİ MÜZESİNDE ŞAN KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KLASİK ESİNTİLER ŞAN KONSERİ - EFELER

Aydın Müzesi ve Adnan Menderes Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü İşbirliğiyle; 2018 Uluslararası Müzeler Günü etkinlikleri kapsamında 14 Mayıs 2018 tarihinde saat : 20.00'de Aydın Arkeoloji Müzesinde Klasik Esintiler Şan Konseri düzenleneceği duyuruldu. Hazırlayan Soprano Olcay ŞAHİN





Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Aydın Arkeoloji Müzesindeki şan konseri için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KUŞADASI'NDA ÜCRETSİZ KONSER /AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

9. GİRİTLİLER FESTİVALİ - KUŞADASI

9. Giritliler Festivali kapsamında Kuşadası ve Davutlar'da Ege'nin iki yakasından Rumca ve Türkçe şarkılardan oluşan konser düzenleneceği duyuruldu. Kuşadası İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanındaki konser etkinliği 12 Mayıs 2018 tarihinde saat : 21.30'da,
Kuşadası Davutlar Sevgi Plajındaki konser etkinliği ise 13 Mayıs 2018 tarihinde 13.00/18.00'de gerçekleştirilecek.






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Kuşadası’ndaki ücretsiz konserler için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KEGEV M.SUNULLAH ARISOY ŞİİR ÖDÜL TÖRENİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

KEGEV ŞİİR ÖDÜL TÖRENİ VE KOKTEYLİ - KUŞADASI

Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı tarafından düzenlenen M.Sunullah ARISOY Şiir Ödülünün bu yıl ki sahibinin Dip Kuruntusu Eseriyle Beytullah KILIÇ olduğu duyuruldu. Ödül töreni ve kokteyli 11 Mayıs 2018 tarihinde saat : 17.30 KUAKMER'de yapılacak.
(KUAKMER Adres: Camiatik Mah. Yıldırım Cad. No:67 Kuşadası / AYDIN)

Kegev M. Sunullah ARISOY Şiir Yarışmasının Seçici Kurulu Hidayet KARAKUŞ, Ayten MUTLU, Ahmet ÖZER, Çiğdem SEZER ve Halim YAZICI'dan oluştu.






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Kuşadası'ndaki KEGEV Şiir Ödülü için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KARPUZLU TEKELER YÖRÜK ŞENLİĞİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

TEKELER YÖRÜK ŞENLİĞİ - KARPUZLU

Karpuzlu Belediyesi tarafından 13.05.2018 tarihinden saat : 14.30'da Karpuzlu Tekeler Mahallesi Cuma Meydanında Tekeler Yörük Şenliği düzenleneceği duyuruldu.






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Karpuzlu'daki Tekeler Yörük Şenliği için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ATÇA'DA ÜCRETSİZ BURÇU GÜNEŞ KONSERİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

BURCU GÜNEŞ KONSERİ  - ATÇA

49. Uluslararası Sultanhisar – Atça Nysa Çilek, Tarım, Kültür ve Sanat Festivali kapsamında 13 Mayıs 2018 tarihinde Atça'da Burcu GÜNEŞ'in konser vereceği duyuruldu. 





Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Atça'daki Burcu GÜNEŞ konseri için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

PINARBAŞI MESİRE ALANINDA HIDIRELLEZ ŞENLİĞİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

HIDIRELLEZ ŞENLİĞİ 

Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından 06 Mayıs 2018 tarihinde saat : 14.00'de Pınarbaşı Mesire Alanında Hıdırellez Şenliği düzenleneceği duyuruldu. Şenlik kapsamında Karadeniz Halkoyunları gösterisi, Çete Ayşe Ekibi Halkoyunları gösterisi, ödüllü alan oyunları, zumba gösterisi, Aydın Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı ödülü şarkı yarışması gibi etkinlikler gerçekleştirilecek.





Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Aydın / Efeler Pınarbaşı Mesire Alanındaki Hıdırellez Şenlikleri için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

SULTANHİSAR - ATÇA NYSA ÇİLEK-TARIM-KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

SULTANHİSAR - ATÇA NYSA ÇİLEK-TARIM-KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

08-13 Mayıs 2018 tarihleri arasında Sultanhisar'da 49. Uluslararası Sultanhisar - Atça Nysa Çilek, Tarım, Kültür ve Sanat Festivali düzenleneceği duyuruldu.






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Sultanhisar'da 49. Uluslararası Sultanhisar - Atça Nysa Çilek, Tarım, Kültür ve Sanat Festivali  için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

KUŞADASI GÜZELÇAMLI'DA DOĞAL ÜRÜN ÜRETİCİLERİ ETKİNLİĞİ / AYDIN BÜYÜKŞEHİR VE İLÇELERİ

DOĞAL ÜRÜN ÜRETİCİLERİ ETKİNLİĞİ - GÜZELÇAMLI

04-05-06 Mayıs tarihleri arasında Kuşadası Güzelçamlı Eski Belediye Binası önünda Üretici ve Tüketici El Ele Güzelçamlı Doğal Ürün Üreticileri etkinliği düzenleneceği duyuruldu.





Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Kuşadası Güzelçamlı Doğal Ürün Etkinliği için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ANKARA İÇİ NAKLİYAT - ÇANKAYA - ANKARA / FİRMALAR

FİRMA ADI
Ankara içi nakliyat
FİRMA AÇIKLAMASI
Mamak Evden Eve nakliyat – evden eve Asansörlü taşımacılık Son yıllarda hayatımızda önemli yer tutan hizmetlerden biri de evden eve nakliye hizmetidir. Taşınma işinin ne derece zor, karmaşık ve yorucu bir iş olduğu düşünüldüğünde; evden eve nakliyenin sağladığı kolaylıklar da rahatça anlaşılabilmektedir. Ev veya işyerlerini müşterileri adına toplayıp, nakledip yeni adreste yerleştirmeye uygun biçimde teslim eden evden eve nakliye şirketleri, hem süre aynı zamanda verilecek uğraş açısından son derece yararlı bir hizmet gerçekleştirmektedirler. Ankara evden eve taşıma mevzusunda uzman şirketimiz, müşterilerinin taşınma sürecini en hızlı şekilde tamamlamakla kalmayıp, üstün kaliteli hizmet anlayışı ile aslabir sorun yaşamamaları için ihtiyaç duyulan her türlü önlemin alınmasını da sağlamaktadır. Ev veya işyerlerinin taşınma durumu gündeme geldiğinde; evden eve nakliye şirketinın seçiminde dikkatli davranılması önemlidir. Profesyonel bir evden eve nakliye şirketi tarafından gerçekleştirilecek taşınma işi, sizler için büyük kolaylıklar sağlayabilecekken; amatör firmalarca yapılan taşıma işleri zaman kaybının yanı sıra maddi kayıpları da beraberinde getirecektir. Mamak nakliye firması olarak; müşterilerimizin ev yahut işyerlerinin taşınmasında ustalaşmış ekiplerimiz, amacına uygun çalgılarımız ve teknolojik imkânlarımızla hizmet vermekteyiz. Evden eve nakliye söz mevzusu olduğunda, ev ya da işyerlerinde bulunan ve hem maddi hem de içsel kıymeti bulunan eşyalar nakliye şirketine emanet edilmektedir. Firmamız bünyesinde görev alan taşıma ekibimiz, yaptığı işin bilincinde kişilerden oluşmaktadır. Kendilerine emanet edilen eşyalara kendi eşyalarıymış şeklinde davranan ve işlerine haiz çıkan ekip elemanlarımız, şirketimizin hizmet kalitesinde önemli bir unsurdur. Evden Eve Nakliyede Sigorta Hizmetinin Önemi Evden eve nakliye hizmeti, eşyaların bulundukları yerde demonte edilmesi, paketlenmesi, nakliye aracına taşınması ve yeni adreste yeniden monte edilerek yerleştirilmeleri gibi aşamaları kapsamaktadır. Tüm bu aşamalar esnasında; alınan tüm önlemlere rağmen bazı aksilikler ortaya çıkabilmektedir. Mamak evden eve nakliyat şirketimiz, olası aksilikler karşısında müşterilerinin zarar görmelerini önlemek amacıyla taşınma işini sigorta kapsamında gerçekleştirmektedir. Bu sayede, beklenmeyen bir durumun ortaya çıkması halinde; söz mevzusu zarar sigorta şirketi tarafından tazmin edilmekte ve müşterilerimizin her türlü zararları karşılanmaktadır. Müşterilerimiz için önemli bir güvence sağlayan sigorta hizmeti, şirketimiz tarafından üstlenilen tüm taşıma işlerinde uygulanmaktadır. Evden eve taşımacılıkta, eşyaların bulunduğu ya da gideceği yerin durumuna bakılırsa asansörlü taşıma ihtiyacı gündeme gelebilmektedir. Yüksek katlı binalarda, üst katlarda bulunan daireler taşınma işinin uzamasına ve eşyaların hasar görme ihtimalinin artmasına neden olabilmektedir. Asansörlü taşıma sistemi ise taşınma süresinin kısalmasını sağladığı benzer biçimde, eşyaların zarar görme ihtimalini de en aza indirmektedir. Eşyaların çıkarılacağı yahut taşınacağı dairenin penceresine yada balkonuna yaklaştırılan asansör düzeneğinin üzerindeki platforma yerleştirilen eşyalar kolayca aşağıya ve yukarıya taşınabilmektedir. Mamak evden eve taşımacılık firması olarak, asansörlü taşımanın gerekli olduğu işlerde de teknik donanımımız sayesinde müşterilerimizin memnuniyetini eksiksiz olarak sağlamaktayız, mamak taşıma olarak kış aylarında her zaman taşıtmak zor olduğu olan hattı mamak taşıma Koltuk Paketlemesimız,da bizlere ulaşa bilirsiniz sizlere mamak Evden Eve nakliyat Eşya Paketlemebir kes daha hatırlatmak isteriz bir nakliye firması olarak azca da olsa bu tür sorunlar da sizlere yardımcı ola bilmemız için kış süresince taşıam tutarlarımızı indirdikkasım birinde başlar ta mart 20 sine kadar şehir içi taşımalarda aynı semt için olan kişilere taban fiyat 600.Tl diğer semtlere taşınacak olan kişilerey,ise 800.Tl indirimli fiyatlar çıkarttik mamak mamak başta olmak özere tüm semt ve ilçelere nakliye hizmetini sunmaktayız, mamak Evden Eve taşıma, Hakkımızda firmamız 1999 yılında mamak semtinde osman acar tarafınca kurulup evden eve taşımacılık hizmeti vere bilmesi için bir şube olarak açılmıştır ve o günde bu güne yazgı verdiği hizmetler ev, ofis, banka, hastane, parça eşya nakliyesi gibi vs ve şehir içi taşıma ve şehirler arası nakliye hizmeti gerçekleştirmiştir firmamız bünyesinde çalışan araç seyisi ve eleman seyisi her geçen gün artmaya başlamıştı nedeni şu mamak evden eve nakliyat firmamız verdiği her hizmeti peşinde birer referans olarak bırakmıştmamak Nakliye elbise Paketlemesiır onun için gün geçtikçemamak Evden Eve Konsul Paketlemesi müşterilerimizde evden eve taşıma talebi geldikçe firmamızda bütün müşterilerimizin istediğini yerine getire bilmesi için ihtiyaç duyulan araç ve eleman fazlasıyla bulundurmaktadır artık şehir içi yüksek katlara iyi mi taşına cam diye dert etmeyiniz firmamız Avrupa da getirmiş olduğu bina dışında direk balkona kurula bilen modüller asansörle hizmet vermektedir, sizde bizi arayın sizin,de eşyalarınız kırılmadan ta 12 ci kata alınyazısı dış cephe asansörlerimiz ile hizmet verelim sizlere eşyalarınız bizin şirketimiz güvencesi altın,da taşınsın, 18 ci katta alınyazısı asansörler imiz yetişe biliyor, Mamak nakliyat a görkemli eşya paketleme hizmetleri Mamak Evden Eve taşıma sektöründe bir ilk daha gerçekleştirerek diğer rakiplerine fark yaratarak Mamak bölgesinde liderliğini sürdürmektedir sizde evden eve taşımacılık mamak firmamızı seçin sizin de eşyalarınız güvenle taşınsın, Ambalajlama Ve Paketleme Hizmetlerimiz biz naoyolu nakliyat olarak eşyalarınızı hepsini öncelikle bardak çanak gibi kırılacak eşyalarınız hepsini beyaz kağıtla sarıp özel oluklu kol ilerimize taşıma mamak asansörlü aracımızkonulur koli azları bantlar ve elbiselerini hepsini ütüsü bozulmasın diye temiz poşetlere konulur ve onda sonrasında özel askılı kıyafet dolaplarımıza konulur mobilyalarınız ve beyaz eşyalarınız ise hepsi marangoz ve tesisatçımızı tarafında evin içinde sökülür ve onda sonrasında sıfır tamamlanabilmesiyle ile sarılmış olur özel kılıflarına konulur ve onda sonrasında taşıma işlemleri başlanılır şehir içi ise taşımanız aynı gün diğer evinize varıp gene aynı şekilde tüm eşyalarınız elemanlarımız tarafında yerip yerlerine konulur kurup bir şekilde bırakırlar iyi günlerde oturun, mamak Evden Eve taşıma şirketi olarak mamak bölgesin,de tüm şehir içi taşıma hizmeti asansörlü bir şekilde vermekteyiz tercih sizin hizmet bizim işimiz, bizler mamak asansörlü taşıma hizmetlerimiz vardır asansörlü taşımanı faydaları bir çok taşıma hizmetlerden iyidir siz tercih edince bizler her vakit asansörlü nakliye hizmeti vermek isteriz asansörlü taşıma hizmeti aldığınız vakit hiç bir eşyanız kırılmadan çizilmeden ta 18 ci katta alınyazısı ulaşa bilen asansörler imiz direk binanızı camını yada balkan ı camını sökerek eşyalarınızı direk camda yada balkonda almış olmaktayız başta akdere mamak mamak abidinpaşa cebeci çankaya olamak üzere tüm çaşama il ve ilçelere evden eve asansörlü taşımacılık hizmeti sunmaktayız Bu makale uygun etiketleri, Mamak evden eve taşıma, Mamak nakliyat, evden eve taşımacılık mamak, bizler mamak evden eve nakliyat olarak mamak bölgesinde ilk kez asansörlü evden eve nakliyat hizmeti veren firmalardan biriyiz asansörlü taşımacılığın faydaları şunlar hiç bir eşyanız kırılmadan çizilmeden ta 14 ci katta kader çıka bilen dış cephe teleskop asansörler imiz ile 7 gün 24 saat evden eve nakliyat hizmetini vermeye hazırız, Evden Eve taşıma Çözüm Ortağınız Ankara Mamak nakliyat Evinizden farklı bir yere taşınmanız, başlı başına büyük bir sorundur. Hayatınızı değiştirmeniz ve farklı bir ortama alışmanız gereken sancılı bir süreç olacak ev taşıma işlemi için, önceden daha zor olduğu benzer biçimde; şimdilerde taşıma firmaları sayesinde sorunlar derhal derhal ortadan kalkmış şeklinde görünüyor. Fakat tam olarak sorunları ortadan kaldırmak için ihtiyacınız olan temel işlemlerden birisi, Ankara taşıma firmasıyla bildirişime geçmeniz olacaktır. Çünkü Ankara taşıma, taşımacılık konusunda siz değerli ziyaretçilerimizin çözüm ortağı olacaktır. Mamak nakliyat hizmetindeki sorunsuz işlemler ve tamamen kaliteli bir sunuma haiz olması sonucunda, arzu ettiğiniz şeklinde zamanlarınızı değerlendirebilir, dilediğiniz her an muhteşem sonuçlara ulaşabilirsiniz. Dilediğiniz benzer biçimde gereksinimlarınızı giderecek ve problemlerınızı daima kati çözümlerle ortadan kaldıracak olan firmamız, sizlere en doğru hizmeti en kısa zamanda sunacaktır. En uygun fiyat ve en güvence çözümlere ulaşmanız için sizlere en iyi hizmeti sunan şirketimizle birlikte, taşınmak bir eziyetten çıkıp, büyük kolaylıklara bürünmektedir. Şirketimiz bünyesinde yer alan personellerin tamamı eğitimlidir. Eğitimli olmalarının getirdiği avantajla beraber, sorunsuz ve kaliteli hizmetlere ulaşmanızda kolaylaşıyor. Ayrıca hizmet aldığınız sürelerde sizlere sunulacak olan tüm enstrumanlarımızın da son model olmasının getireceği rahatlık, eşyalarınızdaki hasarların oluşmaması ve rahat bir taşıma hizmetine kavuşmanızı hedeflemektedir. Tamamen taşımacılık işlemleri için uygun olan çalgılarımızla yaptığımız Mamak Evden Eve nakliyat, sorunsuz hizmetlerinize kavuşmanız için gerekli olan tüm detayları içinde barındırmaktadır. Özel bölmeler ve koruyucu tabakalar sayesinde, eşyalarınız ne kadar narin ve kırılgan olursa olsun, ne olursa olsun problem yaşamadan bu hizmetten faydalanabileceksiniz. Birbirinden farklı ve kaliteli hizmetlerimizin herhangi birisinden yararlanmak dilediğiniz zamanlarda, ihtiyaç halinde yada özel talebinizle birlikte, Asansörlü Taşımacılık Mamak firmamızda devreye gireceği benzer biçimde, özel asansörlü çalgılarımızı da sizlere sunmuş olacağız. Eşyalarınızı en güvenli ve en hızlı şekilde taşıyacağımız gibi, sadece ev değil; ofis, okul, hastane ve aklınıza gelecek her türlü eşyanızı da taşıma işlemi gerçekleştirmekteyiz. Aklınızda belirlediğiniz zamana en yakın süre içinde alacağınız hizmetle beraber, kendinizi yormadan ve yalnız hizmet talebinde bulunmanızın arkasından, firma elemanlarımız sizinle iletişime geçerek, arzu ettiğiniz hizmeti sorunsuzca sizlere sunacaktır, Mamak taşıma Disiplini ve Çalışma Prensibi Tarihin en kaliteli taşımacılık firmasını oluşturmak için girilen bu yolla beraber, en kaliteli hizmetlere insanları eriştirmek amacıyla A nakliyat firmaları arasında önder olmayı başaran Mamak nakliyat, tüm taşıma firmaları arasındaki en disiplinli çalışmaya sahip şirkettir. Tamamen ustalaşmış olarak yetiştirilen ve çalıştırılan personellerden toparlanmış olan mükemmel bir kadroyla beraber, istediğiniz zaman hizmet alabileceğiniz ve her koşulda gerçek kaliteyi tadacağınız bir şirket olarak varlığını sürdürmektedir, Mamak taşıma, Evden Eve nakliyat Mamak Şirketleri arasındaki en kaliteli şirket olmasını, her zaman en uygun çalışma prensibini benimsemesi sayesinde kazanmıştır. Birbirinden güzel zamanlarınızı geçireceğiniz ve devamlı müşterilere en yüksek kıymeti, en iyi sunumu yaptıklarıyla karşılaşacağınız şirketimiz sayesinde, sizlerde çalışmalarımızdaki kusursuzluk ve etkisinde bırakan bir tasarıma ulaşabilirsiniz. Istediğiniz şeklinde sizleri etkileyecek ve daima sorunsuz, hatasız ve kusursuz bir taşınma işleminin içinde olacağınız Mamak nakliyat, tamamen disiplinli bir çalışmaya yol göstermektedir. Personellerin tamamı eğitimli ve profesyonel işleyişe ayak uydurmuş olduğu için, sorunsuzca disiplinle çalışmaktadırlar. Ayrıca biliyorsunuz ki şirketimiz, müşterilerin eşyalarına her zaman sigortalı bir taşımacılık hizmeti verdiği için, problemlerden tamamen sıyrılarak, birbirinden özel anlarınızı yaşamanıza da yardımcı olmaktadır. Taşınma işlemlerinde yaşayacağınız tüm problemlerin önüne geçen yapısı ve gerçek manada kaliteli tasarımı ile sunulan Asansörlü Taşımacılık Ankara sayesinde de, kendinize iyilik yaparak eşyalarınıza zarar gelmeden taşınmasını sağlayabilirsiniz. Eşyalarınızı asansörlü çalgılarımızla sıfır model kamyonlarımıza yüklememizin ardından, kesinlikle problemlerden uzak olarak çalışmaya devam etmekteyiz. Sizlere her koşulda en iyi hizmeti sunan şirketimiz, arzu ettiğiniz her zaman sorunlardan tamamen arındırılmış biçimde eşyalarınızın taşınmasına şahit olacaksınız. Disiplin her kurumda önemli olduğu şeklinde, taşımacılık alanında daha büyük bir öneme haizdir. Bu nedenle taşıma olarak, her süre en iyisini sunmaktayız, Mamak nakliyat şirketi olarak abidinpaşa bölgesinde on dokuzuncu şubemizi açmış olmaktayız Abidinpaşa içerisinde taşınmak istiyen Kişiler mamak Evden Eve nakliyat firmamıza ulaşa bilirsiniz Şubemizde var olan 3 tane nakliye araçlarımız ile 1 tane dış cephe eşya taşıma asansörü ile 7 gün 24 saat hizmetinizdeyiz mamak başta olmak üzere tüm çsafha semt ve mahalleye evden eve taşımacılık ve eşya depolama hizmetimiz vardır
FİRMA ADRESİ
meşrutiyet cad 10/75 kızılay
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Çankaya/Ankara
FİRMA TELEFONU
0312 419 3939
FİRMA E-POSTA ADRESİ
batman-0303@hotmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.mamaknakliye.net






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Ankara’da faaliyet gösteren Ankara içi nakliyat için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

OSCAR OTO KİRALAMA - HALİLİYE - ŞANLIURFA / FİRMALAR

FİRMA ADI
Oscar Oto Kiralama
FİRMA AÇIKLAMASI
OSCAR OTO KİRALAMA, 2017 yılında Şanlıurfa Bahçelievler’de kurumsal firmalara uzun dönem filo kiralama ve günlük araç kiralama hizmeti vermek üzere faaliyetlerine başlamıştır.
FİRMA ADRESİ
Bahçelievler mah. cengiz topel cad. 96. sok. Nil apt. altı no:2
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Haliliye/Şanlıurfa
FİRMA TELEFONU
05067140225
FİRMA E-POSTA ADRESİ
oscarotokiralama63@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.oscarotokiralama.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Haliliye Şanlıurfa'da faaliyet gösteren Oscar Oto Kiralama için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

DOĞA KEŞFİ - BORÇKA - ARTVİN / FİRMALAR

FİRMA ADI
Doğa Keşfi
FİRMA AÇIKLAMASI
Karadeniz bölgesi sahip olduğu doğal güzellikleriyle Türkiye’nin en fazla dikkat çeken bölgesidir. Birçok insanın hayallerinde bir gün mutlaka bir Karadeniz turu yapmak yer almaktadır. Bu hayalinizi artık Doğa Keşfi ile çok daha rahat bir şekilde gerçekleştirebileceksiniz.
FİRMA ADRESİ
MAVİ ÇARŞI KAT3
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Borçka /Artvin
FİRMA TELEFONU
05313241329
FİRMA E-POSTA ADRESİ
info@kafkasyabal.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
http://www.kafkasyabal.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Borçka Artvin'de faaliyet gösteren Doğa Keşfi için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ETİMESGUT HALI YIKAMA - ANKARA / FİRMALAR

FİRMA ADI
Etimesgut Halı Yıkama
FİRMA AÇIKLAMASI
Etimesgutta ve Ankaranın bütün semtlerinde halı yıkamacıyız diye geçinen bir sürü halı yıkamacı var. Halı yıkama denildiği zaman basite alınacak bir iş değildir. Bazı halı yıkamacılar halıyı en iyi biz yıkıyoruz deselerde arabayı yıkayıpda ardından pis zemine halıları serip yıkayanları gördük. Bazı halı yıkamacılar ise işine hiç özen göstermiyor varilin içindeki pis suya sizin güzel halılarınızı daldırıyolar. Halı yıkamacınızı iyi seçiniz, Etimesgutta halı yıkama işini biz yıllardır yapmaktayız. Profesyonel halı yıkama nasıl yapılır size biraz anlatalım.ilk olarak ücretsiz servisimizle adresinize geliyoruz halılarınız ister makine halısı,shaggy halı,el dokuma halısı olsun bizim için farketmez öncelikle halının ölçüsünü yanınızda alarak size söyleriz sizin bilginiz dahilinde halılarınızı rulo halinde sararak arkasına firma etiketimizi zımbalayarak halı adedini yazarız nesil halıkama size böylece güven sağlar. Halılarınızı servisimize koyarak fabrikamıza götürüyoruz temiz sularla ve halı şampuanlarımızla ilk olarak halının kirini akıtıyoruz daha sonra temiz suyun bol olduğu havuzumuzda bir gün beklettikten sonra halılarınızı otomatik makinemize koyarak güzelce yıkarız. Makineden çıkardıkdan sonra kurutma makinemize alarak bi güzel kuruturuz. Fırça işleminden geçirerek halınızı parlatırız parfüm sıkarak halınızı poşetleriz. Servisimizle adresinize teslim ederiz.
FİRMA ADRESİ
Sıncapsokak.56-2
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Ankara
FİRMA TELEFONU
05309458801
FİRMA E-POSTA ADRESİ
burakuzman11@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.etimesgut-haliyikama.com/






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Ankara’da faaliyet gösteren Etimesgut Halı Yıkama için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ANKARA İNGİLİZCE KURUSU - ÇANKAYA - ANKARA / FİRMALAR

FİRMA ADI
Ankara İngilizce Kursu
FİRMA AÇIKLAMASI
Ortadoğulular yabancı dil kursu olarak bünyemizde yabancı dil sınavlarına hazırlanan ve iş hayatında gerekli olan İngilizce eğitimlerini vermekteyiz. Ortadoğulular yabancı dil kursu içerisinde TOEFL, YÖKDİL, YDS, IELTS hazırlık gruplarına, genel İngilizce ve çocuk İngilizcesi gruplarına eğitim öğretim hizmeti vermekteyiz. Kızılay İngilizce kursları arasında en iyisi olan Ortadoğulular yabancı dil kursunun avantajlarından kısaca bahsedelim.
FİRMA ADRESİ
Atatürk Bulvarı No:135 Kızılay / ANKARA
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Çankaya / Ankara
FİRMA TELEFONU
03124182008
FİRMA E-POSTA ADRESİ
kizilayingilizcecom@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.kizilayingilizce.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Ankara’da faaliyet gösteren Ankara İngilizce Kursu için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ŞİRİNLER HAVUZ - ÜMRANİYE - İSTANBUL / FİRMALAR

FİRMA ADI
Şirinler havuz
FİRMA AÇIKLAMASI
cemil meriç mahallesi istiklal caddesi ayabakan sokak no : 5/3 ümraniye
FİRMA ADRESİ
Cemil meriç mahallesi istiklal caddesi ayabakan sokak no : 5/3 ümraniye
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
istanbul / ümraniye
FİRMA TELEFONU
2166118801
FİRMA E-POSTA ADRESİ
info@sirinlerhavuz.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.sirinlerhavuz.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka İstanbul’da faaliyet gösteren Şirinler Havuz için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ANKARA KIZ YURTLARI - ÇANKAYA - ANKARA / FİRMALAR

FİRMA ADI
Ankara Kız Yurtları
FİRMA AÇIKLAMASI
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren özel bir yurttur. Özel Güneş Yüksek Öğrenim Erkek Öğrenci Yurdunun; gerek kurum gerekse yurt sahibi olarak hiçbir siyasi ve dini kurum veya kuruluşla alakası yoktur. 1 Eylül 2007 tarihinde M.E.B.’nin izini ile faaliyete başlayan kurumumuz, sektöründe en tecrübeli kuruluşlardan biridir.
FİRMA ADRESİ
Mebusevleri Mahallesi Ayten Sokak No: 8 Tandoğan / Ankara
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Ankara / Çankaya
FİRMA TELEFONU
03122123123
FİRMA E-POSTA ADRESİ
gunesyurt@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.gunesogrenciyurtlari.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Ankara’da faaliyet gösteren Ankara Kız Yurtları için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

SALON ASIR DÜĞÜN DAVET KINA - PENDİK - İSTANBUL / FİRMALAR

FİRMA ADI
Salon Asır Düğün Davet Kına
FİRMA AÇIKLAMASI
SALON ASIR
Yılların Tecrübesiyle Sizlere Düğün Davet Kına Organizasyonları Konusunda Salon ve Organizasyon Hizmeti Sağlamaktayız. En Güzel Düğün Nişan Kına ve Sünnet Düğünleri için Bizimle İletişime Geçiniz. Pendik Bölgesinin En Güzel Salonunda Sizleri Ağırlamaktan Mutluluk Duyarız. Salonumuz Osmanlı Mimarisi ve Selçuklu Mimarisinden Esinlenerek Hazırlanmış Olup Şık Masa Dizaynı Profesyonel Ekibi ile Hayatınızın En Önemli Gününü Unutulmaz Bir Organizasyonla Sizlere Pendik Düğün Salonunda Yaşatıyoruz..
SALON ASIR DÜĞÜN DAVET KINA
Salon asır düğün davet kına gibi her türlü organizasyonlarda hizmet vermekteyiz. Özel günlerinizde şık, kaliteli, görseli yoğun olan ve sunumları birbirinden lezzetli yiyecekler ile harika zamanlar geçirebilirsiniz. Özel günlerde özel anlar yaşayıp yaşadıkları o anları yakınları ile paylaşmak istemek herkesin hakkıdır. Şık ve özel tasarımlar ile hazırlanmış davetler vererek adlarınızdan bahsettirmek istemez misiniz?
FİRMA ADRESİ
Ankara Caddesi Akseki Sokak No:1/1 - Pendik / İstanbul / TÜRKİYE
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Salon Asır Düğün Davet Kına
FİRMA TELEFONU
05532414067
FİRMA E-POSTA ADRESİ
asirdugunsalonu@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
34800






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka İstanbul’da faaliyet gösteren Salon Asır Düğün Davet Kına için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

ORDOLLİ AYAKKABI - SAKARYA - ADAPAZARI / FİRMALAR

FİRMA ADI
Ordolli Ayakkabı
FİRMA AÇIKLAMASI
Ordolli ayakkabı Türkiye'nin ayakkabı üzerine en geniş mağazasında toptan fiyatlar ile perakende satış imkanı sunuyor. Ülkenin en meşhur ayakkabı markalarına üreticilik yapan, her modelde, her sezon en iyi fiyat garantisi veren Ordolli ayakkabı ile, en sağlıklı ürünler şıklığınızı tamamlasın
FİRMA ADRESİ
Bekirpaşa, D-100 Karayolu 6. Km. 54100
Erenler, Sakarya
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
sakarya/adapazarı
FİRMA TELEFONU
0(264) 353 5025
FİRMA E-POSTA ADRESİ
bilgi@ordolliayakkabi.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
ordolliayakkabi.com/






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Adapazarı’nda faaliyet gösteren Ordolli Ayakkabı için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

SENA STONE - SULTANBEYLİ - İSTANBUL / FİRMALAR

FİRMA ADI
Sena Stone
FİRMA AÇIKLAMASI
Sena Mimarlık Dekoratif Taş olarak 2004 yılında çıktığımız üretim yolculuğumuzda Sena Stone markasıyla dekoratif kültür taşları ve kültür tuğlaları üretmekteyiz.Kaliteli ürün üretimiyle birlikte, ürün çeşitliliğine de önem veren firmamız; yatırım ve AR-GE çalışmalarıyla dünya standartlarında ISO 9001 2015 kalite standartlarında üretim yapmaktadır. Kültür Taşı, Kültür Tuğlası ve Polyester Panel üretimimizi sektörün yeniliklere olan ihtiyacıyla sürekli geliştirmekte,
alanında örnek alınan bir marka yaratmanın heyecanıyla çalışmaktayız.
FİRMA ADRESİ
Adil Mah. Rüstem Sok. No:3 Sultanbeyli/İST
FİRMANIN BULUNDUĞU İL
Sultanbeyli / İstanbul
FİRMA TELEFONU
02165921884
FİRMA E-POSTA ADRESİ
celebi544@gmail.com
FİRMA İNTERNET SAYFASI
www.senastone.com






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka İstanbul’da faaliyet gösteren Sena Stone için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

YEŞİLÇAM’IN BEYAZ FİLMLERİ: ULUDAĞ VE SİNEMA / MİSAFİR OLARAK YAZANLAR

YEŞİLÇAM’IN BEYAZ FİLMLERİ: ULUDAĞ VE SİNEMA

(1)

Gelip yine de efsaneye bağlanır
Ne kadar anlatılsa da yaşanan
Aşklar birer efsanedir şimdi
Dağ dorukları birer efsanedir
Nasıl yazılır bir dağın tarihi

(Ahmet Telli)

Burada yaşamış burada uygarlıkları kurmuş kadim halkların bir toplamıdır Anadolu. Homeros’un İlyada destanında da kullandığı Assuwa, Hitit metinlerinde geçen bir kelimedir. Bugünkü Asya sözcüğünün kökenidir. Şems-abad Farsça, meşrık Arapça doğu demektir yani günlük güneşlik, güneşi bol yer. Anadolu sözünün kökeni ise “güneş doğan” anlamına gelirmiş. Eski Yunan kolonileri göç ettikleri topraklara “Anatolia” (Anatole) derlerdi. Bu da doğu, “doğu ülkesi” anlamına gelirdi. Yunanistan’ın dörtte uçünün kayalık, dağlık alanlardan oluştuğunu göz önüne aldığımızda çok yerinde bir tanım. Mitolojideki en önemli tanrılardan biri olan Apollon, Delos adasında doğmuştur ama ismi Grekçe değildi. Anadolu kökenliydi. Anadolu ve Ege’deki bazı Yunan halkları güneş tanrısı Apollo’ya tapınırlardı. Örneğin Lazpa Hititçe bir sözcüktür. Lesbos sözünün kökenidir. Lesvoslular da (Midilli) Apollon’a taparlarmış. Anadolu ile Ege de böyledir.

İyonlar hellenliği kabul etmemiş, onlara göre Apollon ile Kreusa’nin birlikteliğinden doğmuşlardı. Asklepios tıp sağlık tanrısıdır Apollon’un oğludur Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa, avcılık, okçuluk tanrıçası Artemis’tir. Bunlar hep birbirine yakın tanrılar…

Yunanistan’ın metinlerde geçen (MÖ. 5-4.Yy) Helen öncesi eski ahalisi Pelajlardı (Pelasg) Helenler gelince bu otokton (yerli) halk asimile olmuşlardı. Eski Yunanlılar da Hellen’in soyundan geldiklerine inanırlardı. Zeus insan soyuna ceza olsun diye tufan çıkartır. Prometheus oğlu Deukalion’dan bir gemi yapmasını ister. Deukalion ve karısı Pyyrha bir gemi yaparlar. Bu gemi Yunanistan’daki en yüksek yer olan Parnassos dağına oturur. Hellen’in (Deukalion’un oğlu) 3 oğlu olur: Dorus, Ksuthos ve Aiolas. Ksuthos iyonların, Aiolas ise Aiolialıların atasıdır. Yunanlıların efsanevi atası Deukalion’dur (Arkeolojiye göre MÖ. 3000’de Sümer’i büyük seller basmıştı).

Yani burada da Olimpos’un tanrılarından çaldığı kutsal ateşi narteks içinde insana taşıyan Prometheus’un başka bir iyiliğine şahit olmuş oluyoruz. MÖ. 4.Yy’da Yunanlı şair Pindarus, “İnsanların da, tanrıların da anası topraktır” demişti. Büyük tufanda yokolan insan soyunu yeniden dünyaya kavuşturmak için toprağa erkek ve kadına dönüşen taşları eken yine Prometheus’un oğlu ile eşi.

Yunan yazını Hesiodos’un yabancı kaynaklı bazı tanrılarını kullanmamış ve kaba saymıştır. Theogonia’da Olympos tanrılarına kadar birçok kuşak sayar Hesiodos ve en son “Devler ve Tanrılar Savaşı”yla Olympos’taki tanrıların saltanatını kurar. Bu savaş Teselya’nın (Makedonya) iki yüksek dağında cereyan eder: Othrys ve Olympos’ta…

Tüm tanrıların anası toprak ana; ana tanrıça Gaia’dır. Hesiodos’a göre Prometheus, Titanların soyundan İapetus ile Klymene’nin oğludur. Aiskhylos’a göre bu kahramanı doğuran ana Gaia’dır. Zeus bir Titan ancak büyür güçlenir ve dünyaya hakimiyet kurmak ister. Babası Kronos’a kafa tutar. Kronos dahil tüm Titanları yeraltına (Tartaros) hapseder. İapetos’un zekâsını kıskanan Zeus, Prometheus ‘u da herhangi bir köle gibi (5. Yy’da kölelikle zorbalık yasal) Kafkas Dağı’nda zincire vurdurur. Tanrıların düzenine karşı gelmiş Prometheus bu yüzden “Prometheus Desmotes” (Zincire Vurulmuş Prometheus) adıyla anılır:

“Bir gün bir rezene sapı içinde çaldım götürdüm insanlara ateşin tohumunu. Bu tohum bütün sanatların anahtarı oldu; bütün yolları açtı insanlara. Suçum bu işte benim tanrılara karşı, bu yüzden zincire vuruldum bu göklerin altında.” (Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4.Baskı, s.6).

Çok katlı yapıları (insulae) ilk kuranlar Romalılardı mesela; Eski Roma’nın merkezi de bir tepede (Palatino) inşa edilmişti.

ABD Eski Başkanı Ronald Wilson Reagan 1980 ve 1983’te, “Armageddon’u yaşayacak nesil biz olabiliriz” demişti. Müslümanlara göre kıyamet alametlerinin görüldüğü zaman dünyanın son günleri (ahir-i zaman)olarak kabul edilir. Hadislerde geçen Mercidabık, Halep’e bağlı (Azez) kasaba 3.Dünya savaşının geçeceğine inanılan yerlerden biridir. Armagedon ise, Kitabı Mukaddes’ın (eski ve yeni ahit) son kitabına ya da Vahiy’e ve Hazekiel’e göreyse (Tanah) (Tevrat ve Mezmur ya da Zebur) büyük bir deprem tarif edilmekte bazılarına göre nükleer bir savaştan kıyamet (evrenin sonu) olarak bahsedilmektedir.

Ancak Melhame-i Kübra (Büyük Kıyım) çok ve büyük kanlı olayın kopacağı yer, Tel Aviv’in 55 Km. kuzeyindeki Megido Tepesi (Har Megiddo) eski bir kentin bulunduğu 30 metrelik bir höyük...

Hristiyanlara göre kıyamet Tanrının Krallığı ile bitecek. Yahudilere göreyse “Gene” (Eden) ve “Ge-Hinnom” (Cennet ve Cehennem) hayatına geçilecek. Ancak bilimsel teorilere göre evren genişleyip soğuyacaktı (ısı ölümü ya da büyük donma). Zaten “Büyük Patlama” (Big Bang) sonucu oluşan evren soğumaya çalışmakta ve büyüdükçe ısısı düşmektedir. Kutup graviteleri eşdeğer düzeye inip donacaktır. Fakat bütün evrenlerin toplamı yani “Çoklu Evren” (Multiverse) teleskop ile görülen sadece 93 milyar ışık yılı genişliğinde bunun çok küçük bir kısmıydı…

Tanrıların evi niye yüksek dağlar olmuştur? Profan dini ve kutsal olmayan her şey, bu entropi düzensizlik gelişigüzellik içinde tanrıya tanrısal inanca daha yakın olmak mı yoksa…

Ya da tanrılar için yegane besin, bir tür nektar ya da bal özü olduğu rivayet edilen ambrosialar için önemli bir kaynak; renk renk, çeşit çeşit çiçek ve bitki orada bulunduklarından mı acaba, ama hayır.

Ya da belki hepsi!

Peru’daki “La Rinconada” dünyanın en yüksek rakımlı yerleşim birimidir. Dağ ikliminin hâkim olduğu 5.130 metre yükseklikteki bu kasabada 50 bin kişi yaşar. Ve insanların burada olmasının nedeni yakınında altın madenlerinin bulunmasıdır.

Oysa Anadolu’nun doğusunda yeralan dağlık bölgeler ekseriyetle birer mahrumiyet bölgesi sayılırlar. Tevrat’ta Nuh’un gemisinin büyük tufandan sonra karaya oturduğu yer olarak Kuh-i Nuh da denilen Ağrı Dağı tasvir edilir. Yüksekliği 5.137 metredir. Ve tepesi buzul olan Anadolu’nun tek dağıdır.

Ege uygarlığının kökü ve anası Sümer uygarlığıdır. “İsa’dan 5 bin yıl önce Sümer kentleri bir hayat ve kültür merkezi oldu.” der Halikarnas Balıkçısı (Sonsuzluk Sessiz Büyür, Bilgi Yayınevi, 4. Basım, 2005, s.70-71)

Gustave Le Bon’un, “Tanrı yaşayan hayattır” dediğini aktarır H.Balıkçısı (a.g.e., s.25)

Avustralya yerlilerinin” Uluru” dediği “Ayers Rock Tepesi” kırmızı devasa bir tümsektir. Aborjinler bu tepeciği kutsal alan olarak kabul eder ve törensel ritüeller yaparlar. Mekânsal Determinizm, mekânın kültür ve insan biçimlenmesinde önemli rolü olduğunu kabul eder. Aborjinlerin Avustralya’ya yerleştiği 60 bin yıllık kültürel birikim bugünkü tıpbın da gelişiminin sonucudur.

Pangea yani 180 milyon önce yeryüzü tek parçadan oluşuyormuş ikiye ayrılan yeryüzünün kuzeyi “Laurasis” ve güneyi “Gondwanaland” olarak adlandırılıyor. Uluru ise komşusu Kata Tjuta ile beraber yaklaşık 600 Milyon yıl önce oluşmuş.

İbrahim ve kavmi Mısır’da köleyken Tanrı’nın tarafından 2 taş tablete yazılmış “On Emir” (Decalogus) M.Ö. 1200’de Sina Dağı’nda verilmiştir…

Halikarnas Balıkçısı, “İsa’nın doğuşundan bin yıl öncesine kadar dişi tanrılar (tanrıça) erkek tanrılara üstün sayılırdı” (a.g.e., s.27) der. İda Dağı, Zeus’un Hera ile evlendiği dağdır. Kocakatran Dağları’nın en yüksek yeri olan bu dağdan izlemiş Troya Savaşı’nı Zeus. Halikarnas Balıkçısı “Anadolu Efsaneleri” kitabında sözde yağmur ilk defa orada toprağa kavuşmuş diye yazar. Herakles susadığı için su istemiş ve Zeus küçük bir pınar fışkırtmış: Skamandros (bugünkü Küçük Menderes Nehri). İda’dan çıkar böylece Skamandros; nehri kazarak daha büyük bir pınar bulur Herakles de; bir adı da Ksanthos’tur ve kızıl su anlamına gelir. Gerdek için kızlar burada yıkanırmış rivayet bu ya güzellik tanrısı Afrodit bile saçlarını kızıla büründürmek için burada yıkanırmış.

Zeus’un önerisiyle düzenlenen güzellik yarışmasında Paris (Truva Prensi) Afrodit’i seçince diğer tanrıçalar Hera ile Athena Truva savaşında Akha’lara yardım edecekti bu yüzden. Truva’ya adını veren Dardani Kralı Tron’dur…

Oliympia, Eski Yunan diyasporası tarafından saygı gören 3 yerden birisidir ki diğer ikisi ise gemilerin İonia’ya açıldıkları liman sayılan “Delos Adası” ile kutsal tapınakların bulunduğu “Delphoi “ idi (David Stuttard, Antik Yunan Tarihi, YKY, 2016, s. 33). David Stuttard, “Çoğu Yunan’ın geçmişe ilişkin bilgisi, olguların hayallerle süslendiği ve gerçeklerin söylemlerle iç içe geçtiği sözlü geleneklere ve destanlara dayanıyordu.” demektedir (a.g.e., s. 30).

Mitoloji (söylence bilim), hangi toplumun hangi tanrılara taptığını bildirir. Grekler Zeus ve 11 tane Olimpos’lu tanrıya (Olympian) daha taparlardı. Halikarnas Balıkçısı, “Anadolu’nun Sesi” kitabında Yunan tanrılarının Herodot’a göre Homeros’un icadı olduğunu yazar. “Anadolu Efsaneleri” kitabında Hesiodos’u da ekler buna, Grek tanrıçalarını Hesiodos ile Homeros yarattı, der (Bilgi Yayınevi, 12. Basım, 2008, s. 117). İnsan soyu dünyaya gelmeden önce işte bu tanrılar kendi aralarında savaşırlar. Titanlar (devler) Atina yakınındaki Othrys Dağı’nda, Kronos’un oğulları da Selanik yakınındaki Olympos’ta (Mytikas Tepesi) yerleşmişlerdir. Tanrılar arasındaki bu savaş (Titanomakhia ) tam 11 yıl sürmüş. İlk olimpiyatlar da Olimpos (Olemp) tanrılarının yaşadığına inanılan bu dağda yapıldığından adını buradan almıştır. “Stadion” (Stadyum) da Yunanca kökenli bir sözcük ve bir Yunan uzunluk ölçüsü birimidir (Bizdeki bir spor bakanı bir yerde ne yazık ki burasını Türkiye’deki Olimposlarla karıştırmıştır).

Anadolu’da kurulan ilk merkezi devlet Hititlerse de bilinen en eski uygarlık Luvi Krallığı’dır (M.Ö. 2000-1400). Anadolu'daki Helen yer adlarının kökeni Luvice’dir. Bilge Umar "Olympos" sözcüğünün de eski Luwi/Pelosgos kültürünün yayılma alanı kapsamında karşımıza çıkan bir dağ adının Hellen ağzında büründüğü biçim olduğu kanısındadır. Apollon, Kibele, Afrodit, Artemis gibi birçok tanrı ve tanrıça ismi de sözcüklerin Yunanca telaffuzlarından türemiştir. Örneğin kökeni Etrüsklere dayanan Apollon’dan “Likyalı” ismi ile de bahsedilmektedir. Likyalı sıfatının kökeni ise, Luvi dilinde “Işık” (Lyk) anlamına gelmekteydi.

Uludağ’ın ismi de antik çağda bilinen “Hep parlayan” anlamında Olympos’tu ve Luvi kaynaklı bir isimdi. Antik Yunan Tarihçi Herodot’un (MÖ. 484 – MÖ. 425) Mysia (Misya) için kullandığı sözcük “Mariandyn” (Mariyandin); yani Bursa Olimpos’u (Uludağ)civarı (Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Efsaneleri, s.174). Mysia, antik çağda Mysialıların yaşadığı bölgenin adı, Çanakkale, Balıkesir ve Bursa dolaylarıdır.

Herodot, “Mysialılar kendi ülkelerinin başlıklarını giyiyorlardı, ellerinde küçük kalkanlar ve ateşte sertleştirilmiş demirden kargılar vardı. Olympos Dağı’na komşu oldukları için bunlara Olymposlular da denilir “ demektedir. (Herodotos Tarih, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 13. Basım, 2017, Kitap 7, Bölüm 74, s. 543)

Azra Erhat da Olympos’un Yunanca bir kelime olmadığını belirtiyor. (Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 12. Basım, 2003, s.228) Erhat, “Yüksek Dağ” anlamında kullanıldığına ihtimal veriyor: “Dorukları gökte bulutlara karışan ulu dağların tanrılara konut olduğu inancı Yunan’a Sümer’den geçmiş olabilir” diyor.

Yunanistan’daki Olympos Zeus’un merkezi buna karşın Apollon ve diğer tanrılar Parnassos ya da Helicon Dağı’nda toplanırlardı. Homeros tanrıların bu dağlarda şölenler düzenlediklerini ve konuşmak ve tartışmak için buraya geldiklerini yazmaktadır.

Olympos adında efsanevi kişilikler de vardır. Örneğin, Girit’e adını veren Kres’in oğlu Kronos’un (Zeus’un Emaneti) diğer adı Kybele’nin kocasının adından gelen Mysia Olympos’u yani Uludağ’dır. Marsyas’ın oğlu ünlü flüt çalgıcısının adı da Olympos.

Yunanistan ve Makedonya dışında, Olympos tanrılarının başka yüksek dağlarda da toplandıklarını, Anadolu’da sayısı 20’ye varan (İda Dağı gibi) Olimpos dağının bulunduğunu belirtir...

Mysialılardan önce bölge Masa ülkesi halkı da Masalılar olarak biliniyor. Mısırlılarla yapılan savaşta Masalılar Hititleri desteklemiş ve Homeros’un İlyada destanında Mysialılar da Truva’nın müttefikleri arasında gösterilmişti. Mysialılar Truva’nın yıkılması üzerine Lidyalıların hâkimiyetine girmişlerdir.

Mysia sınırları içinde kalan Uludağ’ın özellikle batı ve güney kısmı için kullanılan ismi Olympene idi. Lidyalılar civarda gürgen ağacı bolca yetiştiğinden bu ağacın adından dolayı bölgeye Mysia deniyordu. Antik Yunan Tarihçi ve Coğrafyacı Strabon (M.Ö. 64-M.S. 24), "Mysia isminin aslı Lydialılarda gürgen ağacına verilen isimden çıkmıştır. Olympos Dağı dolaylarında çok sayıda gürgen ağacı vardır." demektedir. (Geographika Antik Anadolu Coğrafyası, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 8. Baskı, kitap XII.8.3, s. 73)

Strabon, bölgede yaşayanlardan Olympeneli diye sözetmekte ayrıca bölgenin Pers egemenliği döneminde “Hellespont” satraplığına (eyalet) bağlanmasından dolayı “Hellespontlular” olarak anıldıklarını belirtmektedir (a.g.e, kitap XII. 4.10, s. 61). Mysialıların konuştukları dil Lidya ve Frigya dillerinin bir karışımıydı. Strabon’a göre Mysialılar dinsel inançlarından dolayı canlı varlıkları yemekten kaçınmakta, süt, peynir ve balla beslenmekteydi. Strabon, “Olympos dağları iyi bir şekilde iskân edildikten başka aynı zamanda tepelerinde sık ormanları ve haydut çetelerini barındıran, dağ tarafından korunmuş yerler de içermektedir” demektedir. (a.g.e., Kitap XII.8. 8, s.78)

Mysia bölgesi Romalıların egemenliğine geçtikten sonra çok sık seyahat eden Roma İmparatoru Hadrianus “Hadrianutherae” (Balıkesir), “Hadrianoutherai” (Dursunbey) ile birlikte Uludağ’da da bölgenin merkezi sayılan bugünkü Orhaneli’nin bulunduğu yerde “Hadrianoi” kentlerini kurmuştur. Bu dağlık ve ormanlık bölge Romalılar döneminde de bir tatil ve avlak yeri olarak kabul görmektedir. Bölgedeki önemli mabed ve diğer yapılar da bu bölgede toplanmış olup halk tarafından da kiliseler bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Zeus Kersoullos tapınağı ve Kızılkilise gibi. Günümüzde Orhaneli, Büyükorhan, Harmancık ve Keles ilçelerinin olduğu tarih ve kültürel yapısı birbirine benzeyen yerleşim bölgelerinin tamamı “Dağ Yöresi” olarak adlandırılmakta…

Hititler döneminde de Mysia bölgesine Hititlerce Assuwa denmekteydi.

Hititlerden sonra bir süre Lydialıların egemenliğinde kalan bölgedeki kabilelerin hepsinin Thrak kökenli olduklarının varsayıldığını belirten Strabon, “Mysia’yı, Bithynia’yla Aisepos Irmağı’nın [Gönen Çayı] denize döküldüğü yere, kıyıdan Olympos’a kadar olan alan içerisine yerleştirebiliriz.” diye de yazmaktadır. (a.g.e, Kitap XII. 4.5, s. 58)

Pers egemenliğine geçtikten sonra Asya seferine başlayan Makedonya Kralı Büyük İskender (3.Aleksandros) Mysia’nın güneyinden geçmiş Bithynia’yı da Perslerden alarak "Paphlagonia ve Bithynia Satraplığı"na (Hellespontos Phrygia)bağlamıştı. Ancak Büyük İskender’in atadığı satrapı yenen Bithynia prenslerinden Bas, bölgedeki merkezi boşluktan yararlanarak siyasi, ekonomik ve askeri yönden güçlenmiş ve hükümdarlığı boyunca Makedonyalıları da Bithynia’dan uzak tutmayı başarmıştır. Onun oğlu Zipoites Bithynia üzerinde egemenlik kurmak isteyen, İskender'in generallerinden (Diadokhos) Lysimakhos'u da yenerek Nikaia’da (İznik) "Bithynia Krallığı"nı kurmuştur (M.Ö. 279).

Bithynia Krallığı en parlak dönemini 1.Prusias döneminde yaşadı. Bithynia döneminde Bursa’dan kurucusundan dolayı “Prusa ad Olympium” (Uludağ Bursa’sı) diye bahsedilir. Bithynia Kralı 1.Prusias (M.Ö 283 - M.Ö 83) ele geçirdiği yerlere Bithyn kolonileri yerleştirerek sonra kendi adını vermiştir. Birbirinden ayırt edilmek için Gemlik’e “Prusias am Mare” (Denizin kenarındaki Prusa) ve Melen Çayı Kenarındaki Konuralp’e de “Prusias Pros Hypios” (Hypios ırmağının kenarındaki Prusias) adı verilmişti. Romalıların eline geçtikten sonra da "Pontus et Bithynia" (Hellence Pontus kai Bithynia) adıyla anılmış, Roma’dan gönderilen Proconsul (Eyalet Valisi) tarafından yönetilmeye başlanmış ve Bizans’ın eline geçtikten sonra da İznik’e bağlanmıştır.

Uludağ’daki manastırlar da 3.Yy’dan sonra kullanılmaya başlamıştı. Bizans İmparatorluğu Hristiyanlığı kabul ettikten sonra azizler tarafından kurulmuşlardı. M.S. 303-308 yıllarında Hristiyanlara yönelik baskılar yoğunlaşınca Uludağ’daki mağaralar ve inşa edilen küçük evler de inziva yerleri olmuştur. 1.Theodosius (M.S. 347-395), 391'de Hristiyanlığı imparatorluğun resmi dini ilân etti ve İznik teslisini destekleyip Hristiyanlığı teşvik etmiştir.

Ancak 25 Mart 717 tarihinde imparatorluğunu ilan eden "Birinci İkonoplast (Putkırıcı) İmparator" unvanıyla anılan III. Leo İsauryalı (MS. 685-741) ikonların imha edilmesiyle ilgili olarak ferman çıkartarak heykel ve resimlerin yıkılıp kaldırılması emrini vermişti. Yaptığı uygulamalarla bütün kiliselerden tepki gördüğü gibi Doğu ve Batı kiliselerinin de arasını açmıştır. Uludağ’daki manastırlar 8.Yy’da en üst sayıya ulaşmıştır. Selanik ile Bafa Gölü’nün çevresi de manastırlar bölgesi haline gelmiştir.

Bizans döneminde manastır ve kiliselerin çokluğundan dolayı Bursa’ya da “Theoupolis” (Tanrı Kenti) denmiştir. Bunda Uludağ’daki manastırların büyük payı vardır. “Agorlar Manastırı” (Monastere des Agaures) Bizans İmparatorluğu’nda, 8 ve 9.Yy’da ikonoklastlar ve ikonodullar arasında başgösteren çatışmalar boyunca büyük önem kazanmıştır. Çoğu Agaures (Agorlar) manastırına bağlı 147 manastırın varlığından söz edilmektedir. Günümüzde manastırlardan pek eser kalmamıştır.

Osmanlı döneminde Bursa’nın fethiyle Uludağ’daki manastırlardan bazılarına dervişler yerleşmişler ve Uludağ’a da “Cebel-i Ruhbân” (Rahipler Dağı) ya da “Cebel-i Keşiş” (Keşiş Dağı) denmiştir. 17. yüzyılın önemli gezginlerinden Evliya Çelebi, seyahatnamesinde “Evsâf-ı mesîregâh-ı Cebel-i Ruhban, yani Keşiş Dağı” başlığı altında Uludağ’dan, “Bursa şehrinin cânib-i kıblesinde (kıble yönünde) şehre hâ'il (kapatan), eflâke ser çekmiş (gökyüzüne baş uzatmış) bir kûh-i bâlâdır (yüce dağdır)” diye söz etmekte, “Bu dağa Keşiş Dağı denmesinin sebebi, Ayasofya’ daki patrik ve rahiplerin perhiz ile uçarak gelip bu dağda dinlenmeleridir.” demektedir..

Uludağ adını ise Osman Şevki Bey’in 1925’teki önerisiyle almış: “Bütün dünya bu dağa Olemp der. Biz ise Keşiş Dağı diyoruz. Garbî Anadolu'nun en yüksek tepesine çıktım. Etrafıma baktım; ne keşiş gördüm, ne derviş. Güzel Bursa bir keşişin gölgesi altında mustaripti. Halk bu ismi sevmiyor; haklıdır. Olemp kelimesi de halkımızın diline uygun değildir. Biz buna, dağın bünyesine en uygun olan bir ismi verelim ve Uludağ diyelim.”

1925’te Bursa Coğrafya Encümeni ile bir inceleme gezisine katılan Osman Şevki Bey’in hazırladığı raporda geçen bu öneri Mareşal Fevzi Çakmak’ın olumlu bulmasıyla değiştirilmiştir. Atatürk’ün 1935’te milletvekilliğine atadığı Şevki Bey Bursalı bir radyolog, besteci ve yazar. 1934’te çıkan soyadı kanunuyla Uludağ soyadını da almış. 1936’da “Uludağ Keşişleri, Dervişleri, Tapınakları” isimli bir de kitap yazmış. Bu kitapta manastırların yayılma alanını 3 bölgeye ayırmış 28 manastır hakkında da bilgi veriyordu.

2011’de Uludağ’a adının verilişinin 85.yıldönümü sebebiyle düzenlenen 1.Uludağ Buluşmaları’na Osman Şevki Uludağ’ın torunu İrem Ela Yıldızeli de katılmış ve orada şöyle demişti: “Bursa şehrine varır varmaz karşımda yükselen dağ eteklerine dağılmış şehre hemen hayran kaldım. Dağın ilk kayakçıları İlhan ve Akın Bey’den kayak maceralarını dinleyip ateş etrafında dans ettik.”

Ancak İrem Hanım dedesi Osman Şevki Bey’in “Uludağ’da Din Hayatı” başlıklı yazısını okumuş veya hatırlamış olsaydı bunları yazar mıydı acaba? Zira Osman Şevki Uludağ bu yazısında, “Uludağ’ın Bursa’ya bakan şimal yüzü son zamanlarda çok çirkinleşmiştir. Otuz yıl öncesine gelinceye kadar Brusa’ya bakan ve genişliği her gün biraz daha artan keleş tepelerin ve tarlaların yerinde kestane ve gürgen ormanları vardı. Şimdiki Cumhuriyet köşkünün üst taraflarında geniş bir kızılcık ormanı, daha üst taraflarda havlucu esnafının her yıl esnafça toplandıkları geniş kestane ormanları sola doğru ilerleyerek ve Akçağlayanın üstünden dolaşarak Değirmenli kızık ve Hamamlı kızık köyleri arasında bulunan ormanlarla karışırdı. Brusa’ dan dağa bakanlar gördüklerine doyamazlardı.” demiştir.

Bursa Fransız Kilisesi Rahibi Bernardin Menthon, Uludağ’daki manastırlarla ilgili ilk kapsamlı araştırmayı yapan kişidir. 1935’te “L’olympe de Bithynie” (Bitinya Olimposu) adlı bir kitap yazarak Keşiş Dağı olarak anılan Uludağ’ın Hristiyanlık kültüründeki yeri hakkında bilgiler vermiştir.

Osman Şevki Uludağ, “Mabetler hakkında bize en güzel malumat veren ve bizim tetkiklerimizi tamamlayan papaz Bernardin Menthon, ancak Bizans vakainivüslerinin notlarından, azizlerin tercümei halleri hakkında eline geçirdiği monografilerden faydalanmak suretiyle bunların yerlerini kararlaştırabilmiş ve ancak beş altı tanesinin kiremit, tuğla ve mermer kırıklarından ibaret enkazını bulabilmiştir. Bu mabetler orta çağda harap olmuşlardır. Uludağ’ da manastır hayatı 8. ve 9. yy’ larda pek ileri dereceye varmıştı. Bundan evvel üçüncü yy sonlarına doğru St. Neofit adında birisinin aynı zamanda boz alanı adını da taşıyan tekfur alanının yüksek bir tepesinde bir mağarada yaşadığı söylenir kezalik vakanüvisler beşinci yüzyılda da oralarda keşişler ve manastırlar bulunduğunu söylerler. Fakat bütün bu bilgiler çok müphemdir ve açık malumat yoktur. Ancak 8.yy dadır ki dağda din hayatı çok inkişaf bulmuş ve her taraf mabetle dolmuştur. Bu manastırlardan bu gün hiç birisi ayakta duramamaktadır. Hepsi ortada kalkmış, hatta izleri bile kaybolmuştur.”diye yazmaktadır…

Bayındırlık İşleri Müfettişliği görevi sırasında Fransız Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilen Fransız arkeolog ve gezgini Charles Texier (1802-1871) de bölge hakkında kitaplar yazmış, gözlemlerini aktarmıştır. Bunlardan en ünlüsü, “Asie Mineure”(Küçük Asya)adlı kitaptır. Texier, bu kitapta Uludağ’daki manastırların yoğunluğundan söz ederek Uludağ’ı Yunanistan’daki Athos (Aynaroz) Dağı’na benzetmiş ve şöyle demiştir:

“Eskiden söylendiği gibi, Olimpos zirvesinin, bir yayla oluşturan iki başı vardır. Doğu tarafındaki başında kuru taştan yapılmış bir yapının kalıntısı görülür. Bu bir ufak kilise ya da manastır olabilir. Şekil ve yapımından hangi devre ait olduğunu belirleyecek hiçbir özelliği yoktur… Bizans İmparatorları zamanında Olympos vadileri, başkentin gürültüsünden kaçıp inzivaya çekilmek isteyenlerin mekânı oldu. Athos Dağı’nda olduğu gibi burada da küçük kiliseler ve inziva yerlerinin sayısı arttı. Dünyadan elini eteğini çekenlerin anılarını muhafaza ederek bugün de gururlu olan Olympos dağı, Türkler tarafından verilen Keşiş Dağı adını taşır.”

Antik Yunan kentleri (polis) “Basileus” ya da “Tiran” (Tyrannos) adı verilen iktidar krallar tarafından yönetilirlerdi. MÖ. 6.Yy sonuna dek olan bu dönemden Homeros ve Hesiodos, kahramanlık çağı olarak bahsetmektedir. İlk çağlarda adalet ve özgürlüğün kurulacağı altın çağa dönüş inancı Chilistianism (Tanrısal Krallık) vardı. Homerik çağ ise, Halikarnas Balıkçısı’nın masumluk, çocukluk ve düş dönemi dediği dönemdir.

Yunanlıların en önemli ve en eski “Theogonia”sını yazan Hesiodos’tur. Fenike, Sümer ve Babil gibi eski inanç ve efsaneleri aktarır Yunanlılarınkiyle kaynaştırır. Homeros’ta olduğu gibi Eski Yunan’daki mitoloji yazarlarına kaynak oluşturan tek din kitabı olarak kabul edilir. Hesiodos (MÖ. 8.Yy) didaktik (öğretici) şiirin öncüsü ve ilk ekonomi tarihçisi olarak da kabul edilir. Theogonia adlı eseri evrenin oluşumu ve tanrıların kökeni hakkında kaynak olarak yorumlanırken “İşler ve Günler” adlı eseriyle de çiftçilik yaşamını anlatır. Hesiodos, İş ve Günler’de çağların gittikçe kötüleştiğini “Altın Çağ” diye nitelediği bir barış bolluk döneminden sonra gümüş, bronz, kahramanlık ve demir çağının geldiğini belirtir. Ve işlerin zor ve insanların da çok çalışmaktan yıpranır hale geldiklerini dile getirir. Hesiodos’un bu konuda yazdıkları belki de diyalektik tarihin gelişimine ilişkin ilk gerçekçi varsayımlardı.

Toplumsal gelişime ekonomik temelli yaklaşan Saint Simon, endüstri toplumuna ilişkin Hristiyanlık için “Yeni Hristiyanlık” yaklaşımı getirmişti. Dinsel düşüncenin yerini bilimsel düşünce almıştır (rasyonelleşme). Saint Simon’dan etkilenen tilmizi Auguste Comte de pozitivist toplumun bu yeni dinsel anlayışına “insanlık dini” olarak bakmıştır. Sosyolog Auguste Comte toplumsal gelişmeyi 3 aşamaya ayırmıştı: Teolojik, metafizik (ortaçağ) ve pozitif dönem. Avrupa uygarlığı çok tanrılı uygarlıktan sonra endüstri toplumuna ulaştı. Bilim Kurgu ile yaratılan efsaneler, fantastik dünya (ütopyalar) dünle yarının bir harmanlanışıydı elbette…

M.Ö. 7.Yy’da dithyramboslarla (başta 1-2 dizeli şiirlerle) başlayan tragedyalar da mitolojiyle beslenirlerdi. Yunan tragedyasında diyaloglu bölümler epizod (perde) olarak adlandırılır. Thespis ve Aiskhylos (Esillos) MÖ. 6.Yy tragedyanın yaratıcıları oldular ve tragedya (3 ayrı bölümden oluştuğu için, trilogia) seyircide bir etki (katarsis) amaçlanarak tanrılara ve krallara övgüler yağdırılırdı.

Tektanrıcı ve evren bilim hakkında görüş ortaya koyan Ksenophanes (M.Ö. 570 – M.Ö. 475), Amerikalı Anarko-Primitivist Yazar John Zerzan’a göre, ilerleme inancını beyan eden ilk kişidir (Makinelerin Alacakaranlığı, Kaos Yayınları, 1.Baskı, 2013, s. 53). Antik Yunan mitolojisi efsanevi yazımlara dayalı idi ve bu efsaneler içinde barbar devlerle uygar tanrı düzeni içinde sürekli bir çatışkı anlatılmaktaydı. İnanç günlük yaşamla iç içe idi ve eğitimde çok önemli bir yeri vardı. Ksenophanes tektanrıcılığı (monoteizm) savunarak Tanrı’nın insan ve diğer doğal varlıklara (antropomorfizm) benzetilmelerini şu sözlerle eleştirir: "Homeros ile Hesiodos, ölümlüler (insanlar) arasında suç sayılan, utanılan bütün şeyleri tanrılara da yüklemişlerdir. Tanrılar hırsızlık ederler, yalan söylerler, eşlerini aldatırlar. Bir tanrı vardır; bu, tanrılar ve insanların en ulusudur; ne biçimi, ne de düşünmesi bakımından ölümlülere benzer; bu tek tanrı baştan aşağı işitmedir, baştan aşağı düşünmedir; her şeyi düşünceleriyle hiç zahmetsiz yönetir.” Sözlü (tanrısal) yasalar Thesmoi idi ve farklı çıkarlar yazılı hale gelmesine neden olmuştu. Nomos eski Yunan şehir devletinin (polis) egemenliğini ifade eden yasalar, hukuk düzenidir. Arapça olan namus sözcüğü de Yunancadan türemedir…

Osmanlı Devleti’nin parçalanmasından iki devlet ortaya çıktı der Herkül Millas: Yunanistan ve Türkiye. İkisi de hem birbirine hem Osmanlı’ya karşı savaştılar.

Urla (İzmir) doğumlu Çağdaş Yunan Şair Yorgo Seferis’in 1945-1951 yıllarına ait günlükleri “Bir Şairin Günlüğü” adıyla ölümünden sonra bir kitapta toplanmıştı. 1949’da Bursa’ya da gelmiştir Seferis. Bu kitapta “Bithynia Olympos”u diyordu Uludağ’a: “1 Mayıs 1949: Bithynia Olympos’u; keşişleri eski zamanlara ait. Müziğin yaprakları; müzik nasıl da yuva yapıyor kendine; nasıl serpiliyor yapraklar onunla.” Yorgo Seferis (1945-1951 Bir Şairin Günlüğü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004, s. 146)

Nostos ve haymatlos; bir yanda özlem eve dönme isteği bir yanda tabiiyetsizlik; vatandan uzak kalma duygusu yani. Yorgo Seferis, 1922’deki mübadele (değişim) trajedisinin yarattığı duyguyla şiirini de etkileyen sürekli bir kimlik arayışına girmişti. İonia’da hissettikleri, çocukluğu onu Odisseusvari nostos duygularıyla doldurmuştur…

Çağdaş Yunan Şair Yannis Ritsos , “Yunan uygarlığını belirlemiş olan, hala da belirleyen işte budur; dinsel hoşgörü, bir de kimi etki ve etkenleri kabullenmekteki korkmazlık. Doğu ve Batı arasında bulunduğu için hem Doğu’dan hem Batı’dan kimi özellikleri almış, sindirmiş, birleştirmiştir. Bu yüzden hem Doğulular hem Batılılar için örnek olabilmektedir.” der (Herkül Millas, Çağdaş Yunan Edebiyatı, Dünya Yayıncılık, 2005, s, 76)

Modern Yunan edebiyatının temellerini atan ve Yunan aydınlanmasının öncüsü Adamantios Korais’tir. İzmir doğumlu Korais Osmanlı bağımlılığını ve Ortodoks kilisesini eleştirmiştir. 1821 Yunan İsyanı’na giden süreçte yayınladığı “Hellen Nomarşisi” cumhuriyetçi görüşleri dile getiriyordu.

Apokalips’i (Vahiy kitabı) Yuanna sürgündeyken İsa’yı gördüğünü iddia ettiği küçük bir yunan adası olan Patmoz (batmaz) adasında yazmıştır. Ada’daki bir mağara da Hristiyanların haç merkezlerinden birisidir. D.H.Lawrence de 1931’de yayınlanan “Apocalypse” (Vahiy) adlı bir kitap yazdı. Batı uygarlığını şekillendiren politik, dini ve sosyal yapıları eleştiriyordu. Ona göre, akıl ve ruh arasındaki sürekli çatışkı, toplumun doğal dünyadan yabancılaşmasına neden olmuştur. Son kitabında Lawrence, insanların doğadan ve evrenden koptuğunu ileri sürerek, insana ve kozmosa dair umut aşılamaya çalışıyordu. Lawrence, Mina Urgan’a göre beden içgüdülerini yadsıyan sadece ruhu önemseyen Hristiyanlık ruhçuluğunu eleştiriyordu; “The Dark Gods” (Karanlık Tanrılar) dediği cinsel dürtüler gibi bedensel dürtülere egemen kozmik güçlere inanıyordu.

Mina Urgan,”Lawrence, sanayileşmeyi yaşadığı çağın başlıca felaketi sayardı.” demektedir. (D.H.Lawrence, İnceleme, YKY, 2016, s. 9)

Tetrarşi (4’lü yönetim), M.S. 3.Yy da Roma İmparatoru Diocletianus’un ülkeyi daha kolay yönetilir hale getirmek için 2’ye bölüp başına birer Augustus (imparator) getirmesi ile ortaya çıkan yönetim şekli idi. Ve böylece ülkeyi bir Caesar (Kayser) daha kolay yönetebilecekti.

Apollon’a (Güneş Tanrısı) tapan kendisi de ordusu gibi pagan olan 1.Constantinus Roma’daki kötü yönetime duyulan tepkiden faydalanarak Maxentius’la savaştı. Romalı iki tetrarkın karşılaşmasında Maxentius’a karşı zafer için Hristiyanlığı kullanacaktı (M.S. 312).

Yunan kolonileri (kentleri) aslında birer “Paroskia” yani Yunan ticaret şirketleri tarafından kurulan ulusal yöre dışında yeralan ulus bilinç taşımakla birlikte ekonomik ve toplumsal niteliği olan sömürgeci ve burjuva işbölümüne dayalı insan topluluğundan oluşan (Selanik, İzmir, Odesa gibi) kolonilerdi. Bu kentlerden biri de adını kurucusu efsanevi kahraman Byzantas’tan alan Byzantion’du (İstanbul). 1. Constantinus bu Eski Yunan kolonisini imparatorluğun yeni başkenti ilan ederek (13 Mayıs 330) “Nova Roma” (Yeni Roma) adını vermişti. Ölümünden sonra adıyla; “Constantinopolis” olarak anılacaktır.

1.Constantinus (M.S. 272- M.S. 337), Hristiyanlara hoşgörü gösterilmesini buyuran ve “inanç özgürlüğünü” dile getiren Milano Fermanı’nı (M.S. 313) yayınlar ve Roma İmparatorluğu'nda resmî din olacak Hristiyanlığın içerisinde tartışılan bazı konuları netleştirmek amacı ile (İnanç Bildirgesi) Birinci İznik Konsili’ni toplar. Konsilde Athanasius’un karşı çıktığı İskenderiyeli Papaz Arius’un 3’lü teslisi (ve İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu) reddettiği teori tasfiye edilerek aforoz edilir. Paskalya Bayramı İznik Konsili’nde kararlaştırılmıştır (Her Pazar). İkinci İznik Konsili (7.konsil) ikona kırıcılığı konusunda 787’de tekrar toplanır.

Osmanlı Devleti ulus yerine dinsel ayrım güttüğünden Ortodoks Yunanlılar kendilerini Hristiyan olarak tanımlardı. Merkezi İstanbul’daki Fener Rum Patriği olan Doğu Ortodoks Kilisesi 3 büyük Hristiyan mezhebinden birini oluşturur (diğer ikisi Roma Katolik Kilisesi ve Protestan Kilisesi). Yunanistan Ortodoks Kilisesi Doğu Ortodoks kiliselerinden birini oluşturur. Ve Doğu Ortodoks Kilisesi İznik, Konstantinopolis ve Efes Konsili’ni tanıyan oryantal Ortodoks kilisesine karşı ilk 7 konsildeki tanımlamaları kabul eder.

Monistik Tekçilik evreni tek bir "ilke"ye dayandırarak açıklamaya çalışan öğretidir. Özellikle ruhu maddeye, maddeyi de ruha irca eden, diğer bir ifadeyle, ruh ile maddeyi özdeş sayan öğretilerdir. İznik Konsili’nde Arius’un aforoz edilmesi monofizizmin yani İsa’nın tanrının oğlu olduğunun temel akide olarak benimsenmesi İsa'nın varlığında, insanlıkla tanrısal özün birleştiği ile ilgili kararlar alınmıştı. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu İznik Konsili’nde de (M.S. 325’te) temel akide olarak benimsenmişti. Kutsal Ruh’un Tanrı olduğuna inanırlar. Aya Triada, kutsal üçlü demektir. Bazı Rum Ortodoks kiliselerine verilen addır. Transfigürasyon; Tanrı’nın oğlu İsa’nın dönüşümü gibi İsa’nın dirilip göğe yükselmesiydi. Tanrı’nın İsa’nın vücudunda beden bulduğuna ve yol gösterdiğine inanırlar. Ortodoks kilisesinde bu kavram “Teofani” (Hierosphainein), Batıda ise “Epifani” yani tanrı kudretinin tezahürü anlamına da gelmekte…

Katolik evrensel manasına gelirken, Ortodoks, doğru inanç anlamındadır. Ortodoksların batı kiliselerinden farklı akideleri de (Paradhosis) vardır. Ortodokslar resimlerle yetinirler. İkonostaz, İkonlu duvar ve tablolarına denir. İsa, Meryem Ana ve diğer ermişlerin tahta üstüne yapılmış heykel ve resimlerine de ikon veya ikona derler. Yunanca sözcüklerdir.

Ortodoksların ayinleri Yunanca olur. Keşişler manastırlarda yaşayıp hiç evlenmezlerdi fakat Ortodokslarda rahipler evlenebilirlerdi.

Kitonik dünyevi, kozmik evrenseldir. Ekümenik ise, evrensel, ikamet eden dünya manasında yunanca bir sözcüktür. Bütün kiliseleri kapsayan kavramla Ortodoks kiliselerinde birliktelik ve eşitlik kastedilmektedir. Apostolik, 12 havariyle ilgili ve onların kurduğu kiliseler manasındadır.

Agios aziz, agia azize demektir. Taksiyarhis çağdaş Yunancada başmelek demektir. Başmeleklerin kimliği kesin olmamakla birlikte 4 büyük başmelek ismi geçmektedir: Michael, Gabriel, Raphael ve Uriel. Michael tanrının kendinden yarattığı ilk melek kabul edilir, ikonografide elinde kılıç ve ölü ruhları tartan teraziyle tasvir edilir.

Ayazma Türkçeden türetilen bir sözcüktür soğuk su demektir. Ortodos hristiyanlar kutsal su anlamında ayazmalara hagia derler. İsa’ya inananların yıkanması (vaftiz) İsa ile bütünleşmek anlamına geliyor. Çocuğa vaftizde kutsal sayılan bir isim de konuyor. Benzer bir sözcük olan takdis öldükten sonra huzur içinde yatması için günahların bağışlanması için yapılan bir işlemdir.

Noel doğuş demektir (Fransızca). Hristiyanlık inancına göre Noel yortusu paskalyadan sonra gelen ikinci önemli yortudur. İsa’nın, doğumunun kutlandığı bu yortu gününe Yunanca “Xristougenna” (Mesih doğdu) denir. Batı kilisesi 25 Aralık’ta kutlarken Noeli Ortodoks Kilisesi Julyen takvimini esas aldığı için 7 Ocak'ta kutlar. Teofani bayramını (Haçı suya atma bayramı) 6 Ocak yerine 19 Ocak'ta kutlar (Gregoryen takvimle Julyen takvim arasında 13 gün fark olduğundan).

Uruc orucu 1 Ağustos-15 Ağustos (Uruc Günü) arasında Meryem ana adına tutulan oruçtur. İsa’nın dirilişinin kutlandığı Paskalya yortusu öncesinde olduğu gibi, Noel yortusundan önce de 15 Kasım’dan sonra 40 gün oruç tutulur. Paskalya dönemindeki 40 günlük oruca “Büyük Perhiz” denir. Rumlar kırk gün tutulan oruca “Megali Sarakosti" (Büyük Kırk Gün) derler.

Kristoloji yani Mesih anlayışına göre enkarnasyon (hulul) tanrının cisimleşmesi ve insan biçiminde görülmesidir.“Golgota” (Calvary), İncil'deki anlatımlara göre Kudüs surlarının hemen dışında yer alan ve İsa'nın çarmıha gerildiği bir tepedir. İsa’nın çarmıha gerildikten sonra 3. günde dirilişini (paskalya bayramı) mart-nisan ayında kutlarlar. Ortodokslar için en önemli kutsal bayramlardan (yortu) sayılan günlerde İsa, havarileri ve diğer azizler anılırlar. Hristiyanlar İsa’nın doğumu, vaftizi ve peygamberliğe başlangıcını 25 Aralık-6 Ocak arasında, göğe yükselişini (mihracı) ise Nisan’dan Temmuz’a kadar kutlarlar...

(2)

Uludağ’ı en güzel, İnegöl’den görürsün

Hele bulutlar sarsın, tepesini örülsün

Lodoslu havalarda, sanki devler dirilir

Uludağ’ı uyanık ve ayakta görürsün

(Yaşar Faruk İnal)

Yaşar Faruk İnal, İnegöl doğumlu bir şair. Balkan göçmeni şair, tıpkı Rumeli kökenli diğer şairler, M. Niyazi Akıncıoğlu ve Uluğ Turanlıoğlu gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Bursa’nın tarihsel ve mistik dokusundan etkilenerek Bursa’yı dizelere döken, şiirleştiren bir şairdi. Bursa’nın kolay geçit vermez ve zirvesi çoğu zaman karlı Uludağ’ını Bursa’ya ait öteki zengin imgeler arasına katıp işliyordu. İnal, “Uludağ (2)” şiirinde Uludağ ile ilgili hislerini bu dizelerle ifade ediyordu. (Nilüfer Çiçeği Bursa Şiirler, 2007, s.21)

Çocukluk yıllarımda Uludağ’ı Ankara dönüşlerinde İnegöl’e yaklaşırken bir Bursa habercisi gibi görürdüm. Bu sıra dağlar, bütün azamet ve haşmetiyle yolculuk boyunca İnegöl’den başlayarak ta Bursa’ya kadar eşlik ederdi. Pencereden kuzeye bakmak hatırıma bile gelmezdi çünkü sol yanım boylu boyunca karlı dağlar sıra sıra zirvelerle çevriliydi. Onlar bana ürkütücü de gelirlerdi ama güzeldi. İnegöllü öykücü Yazar Cemil Kavukçu’nun “Angelacoma'nın Duvarları”nı okuduğum zaman çok etkilenmiştim. Angelacoma, İnegöl'ün Bizans dönemindeki adıydı. Yazarın İnegöl’de geçen çocukluk yıllarını anlatan bu kitap bana hemen Uludağ’ı anımsatmıştı. Bursa için Uludağ ilk sıradaki bir simgedir.

Uludağ, kuzeybatı ve güneydoğu yönünde uzanan büyük bir dağ silsilesidir. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ'ın uzunluğu 40 km'yi genişliği ise 15–20 km'yi bulur. Bu dev kütlenin dokusu granit serpantin ve gnays ile kolemanit, krom ve volfram (tungsten) gibi madeni taş ve kayaçlardan (şist) oluşmuştur. Jeomorfolojik açıdan volkanik olmayan tektonik (fay hareketleriyle oluşmuş) bir dağ olan Uludağ, dağcılık açısından da masif yapılı bir sıradağ kütlesidir, yani tırmanması çok kolay fazla çıkıntılı olmayan yer yer düzlüklerden de oluşan yüzeylere sahiptir. Uludağ bu uygun topografyayla (yer şekilleri) daha sonra kurulmuş benzerleri için de Türkiye’de bir örnek, bir prototip kışlık turizm merkezi olmuştur.

Yollar, patikalar, teleferik, telesiyej, kayak merkezi, yaylalar, vadiler, Sarılan, Çobankaya, teleferik ve telesiyej istasyonları, oteller, seyir tepesi… Bugün bunları içinde barındıran Uludağ’da, “Milli park” 1961’de ilan edildi. 2006’da ise 1600 hektarlık bir alan milli park alanının dışına çıkartıldı.

Övülmeyi mi istemiyor, yoksa bunu hakketmiyor mu Uludağ? M.Ö.4.Yy’da kutsal Lykeion tepesi’nde bir okul (Akademia) kuran Aristo, sanatta doğayı taklit (mimesis) olarak kavramlaştırmıştı tiyatro sanatının temel özelliğini. İdil, kır huzurlu yaşam şiiri. Uludağ için yazılmış böyle şiir pek yok, mesela Ilgaz Dağı için yazılmış çok bilinir olmuş bir şiir var da acaba neden kutsiyet ve ululiyet atfedilmiş Uludağ’a şan verecek pek öyle şiir yazılmamıştır. Hapisteki çınar Nazım’dan, hemen akla düşen “Uludağ’a Dair” şiiri:

Yedi yıldır Uludağ’la göz göze bakışıp dururuz.
Ne o kımıldanır yerinden,
ne ben,
lâkin birbirimizi yakından tanırız.

Gerçekten yaşayan her şey gibi gülmesini ve kızmasını bilir.

Bazan,
hele kışın, hele geceleri,
hele rüzgâr kıbleden estiği zaman,
karlı senaberlikleri, yaylaları, donmuş gölleriyle
uykusunun içinde şöyle bir kıpırdanır,
ve orda, en yukarda, en tepede oturan keşiş,
uzun sakalı darmadağın
ve etekleri savrularak,
rüzgârın önünde haykıra haykıra iner ovaya.

Türkiyedeki linyit kullanan termik santrallerden biri de Orhaneli’de bulunuyor. 2006’da bölgede yapılan bir araştırmada solunum yolu hastalıklarına yol açtığı belirtilen santralde ama ne zaman 1998’de desülfirizasyon ünitesi ve elektrostatik filtre gibi çevreci sistemler ancak devreye sokulmuş, böylece doğaya salınan kükürtdioksit, toz ve küllerde bir nebze azaltılma olmuştur…

5177 sayılı yasa kapsamında 2004’te, madenlerin yabancılara satış ve özelleştirilmesi ne yol açan maden yasası yürürlüğe girmişti…

“İnsan, bir kez tarihi, ruhsuz ve yabancılaştırılmış bir sisteme dönüştürdü mü; bu tarih makinesinin işleyebilmek için ihtiyaç duyduğu şey, insan yaşamının kalıntıları olur.” Andrey Tarkovski

Alman Sosyolog Max Weber, “Şehir konusundaki pek çok tanımın yalnızca bir ortak boyutu var: Şehir, basit olarak, bir veya daha fazla ayrı evler kümesinden oluşur ama görece kapalı bir yerleşim bölgesidir. İktisadi tanımlamayla şehir, sakinlerinin hayatlarını tarımdan değil, esas itibariyle sanayi ve alışverişle kazandıkları bir yerleşim yeridir.”diyordu. ( Şehir, Modern Kentin Oluşumu, Yarın Yayınları, 11. Baskı, 2015, s. 73-74) Ancak Andre Malraux bilindiği gibi fonksiyonel şehircilik anlayışı yerine bir şehirde tarih, doğa ve kültür gibi kaliteli yaşam arttırıcı öğelere göre planlama yapılmasını önermektedir.

Aslında çok açık kimliği var Bursa’nın: Tarihsel ve doğal kimlik. Bursa zengin bir kültürel birikim ve tarihsel dokuya sahip, bu dokusunda çeşitli uygarlıklardan izler taşır. M.Ö. 1200’lerde Frigler, M.Ö. 550’lerde Bithynia’lılar gelmiş M.Ö. 70’lerde Romalılar egemen olmuş. 1080’de Selçuklular, 1097’de Bizans, 1326’da da Osmanlı Devleti egemenliğine geçmiş. 1402’de (Ankara Savaşı) Moğol istilasına uğrar. Milli Mücadele sırasında 2 yıl 2 ay 2 gün işgal altında kalır. Sonra Cumhuriyet’le eklenen tarihsel ve kültürel yapı. Yüksek mahalleleri doğal seyir terası. Uludağ eteklerinde hemen hepsi tarih dokulu taraça semtlerden mahallelerden oluşuyor: Yıldırım, Emirsultan, Yeşil, Tophane (Hisar), Muradiye ve Çekirge…

Bursa hakkında yazanlar için Uludağ bir simge ancak sınıflaşmanın en belirgin göstergesidir de; Türkiye siyasetine egemen liberal sol-liberal muhafazakâr iki kutbu için rüştü ispat aracıdır da. O hale gelmiştir getirilmiştir Bursa’da Uludağ…

Ülkenin bir yanında kardan kapanmış yerleşimlerin bilhassa Bahçesaray haberleri verilirken bir yandan da Uludağ’daki kayak ve eğlence haberlerinin verilmesi çelişkili gelirdi bana. Yıllar sonra haberlerin içeriği çok değişmişti, Bahçesaray’dan pek bahsedilmiyordu artık belki ama Uludağ’a kar yağdırmak için belediyelerin seferber olması ilginç geliyordu. Çünkü bütün çaba topu topu 3-5 metre genişlikte kar pisti içindi. Doğu Anadolu’da 8-10 metrelik karları kaldırmak yaşamsal bir sorun haline gelirken kimi için kış Uludağ’da kayak mevsimi demekti…

2002’deki belediyeler kaçak yapılaşmayı önlemek için Uludağ orman alanı içinde kalan bölgeleri “mücavir alan” ilan edip yıkımlar yaparken, 2012’de 6831 Sayılı Orman Kanunu’nda yeniden değişiklikle kentsel dönüşüm ileri sürülerek 2B yani “Orman vasfını kaybetmiş hazine arazileri”adı altında işgal edilmiş varsayılan arazilerin ormanlık vasfının ortadan kaldırılmasına ve 7 Şubat 2013’te de Maliye Bakanlığı’nın talimatıyla satışına onay verildi. Bu bölgeler uzun bir süre bazı sektlerin ve yabancıların işgaline uğramış olduğu kamuoyunda da tartışma yarattı ve yapılaşma İnkaya, Kirazlı ve Yiğitali (Congara) gibi dağ köylerinin çok daha yukarısına Milli Park sınırlarının 5 km yakınına (Hüseyinalan köyü) kadar yayıldı.

Çiçek deyip geçme

Ben sığmam diyor

Ovalar varken saksılara…

(Hüsam Kurt)

Ekoloji (Ecology), canlıların diğer canlılar ve çevresiyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Bitki ekolojisi, (plant Ecology), bitkiler arasındaki etkileşim, yaşadıkları ortamla ilişkilerini inceleyen bilim dalı, bitki sosyolojisi (plant sociology) ise bitki kuşaklarının yayılışını ve sınıflandırılmasını inceleyen vejetasyon bilimidir.

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Gürcan Güleryüz , “Uludağ, sadece kar cenneti olarak mı anılmalı? “diye soruyordu. Güleryüz’e göre, “Ne yazık ki, günümüze kadar ağırlıklı olarak bu yönü dikkate alınmıştır. Buna bağlı olarak da turizm yatırımları bu yönde olmuştur. Kış mevsiminde açık olan turistik tesisler, yaz sezonunda etkinlik göstermemişlerdir. Son yıllarda bir iki işletme doğa turizmine yönelik olarak yaz sezonunda da hizmet vermeye başlamıştır.” (Gürcan Güleryüz, Uludağ Alpin Çiçekleri, Uludağ Turizmini Geliştirme Derneği, 2000, s. 4)

Alman Botanikçi Ernst Mayr, Uludağ’da 7 ayrı bitkisel kuşak (zone) bulunduğunu ortaya koymuştu. Buna göre, Uludağ’da 350 metreye kadar olan rakımda defne, zeytin, ardıç, kızılçam (Akdeniz maki ve frigana bitki örtüsü), 350-700 metreler arasındaki kuşakta Anadolu Kestanesi (Castanea Sativa), erguvan, kayın, karaağaç, kızılcık, meşe, karaçam, 700-1500 arasında sık Doğu Kayını (Fagus Orientalis) ve lokal olarak Sapsız Meşe (Quercus Petraea) ormanları, 1500-2100 metre arasında nemli Uludağ (Batı) Göknarı (Abies Bornmülleriana) ve gürgen, zirvelere doğru subalpin (1800-2200) ve alpin (2300-2500) kuşak çayır ve bodur çalı bitkileri yayılış gösteriyor…

Uludağ’da farklı yüksekliklerde bazıları endemik renk renk çiçek ve şifalı bitki (fitoterapik) toplulukları boy gösteriyor. Bursa’ya bakan alçaktaki yamaçlarda ayrı yukarıdaki vadi ve yaylalarda ayrı Bursa Ovasına bakan zirve ve tepelerde ayrı bir güzellik, farklı renklerden oluşan bir tablo hâkimdi. Bursa ve Uludağ adeta bir renk kataloğu (pantone), bir renk cümbüşü gibiydi.

Uludağ Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gönül Kaynak da Uludağ’daki çeşitliliğe dikkat çekerken başka ülkelerle karşılaştırmış. Türkiye’de 12 bin civarında bitki türüne karşılık bütün Avrupa florası 12 bin civarında; İtalya’da 5.600, Fransa’da 4.900, İngiltere’de 1.400, Hollanda’da 1300 ve Danimarka’da 1000 civarında bitki türü mevcut.

Güleryüz, Uludağ’ı doğa turizmine açmak için hem bilimsel yönden hem de doğa turizmi açısından ele alınmasının bir gereklilik olduğunu vurguluyordu. Bir bilim insanı olarak jeomorfolojik yapısı ve bitki sosyolojisi hakkında bilgi veren Güleryüz, kar cennetinin yani Uludağ’ın öbür yüzüne de dikkat çekerek mart-ağustos arasındaki yaz döneminde adeta bir “çiçek cenneti”ne dönüştüğünü belirtiyordu. Uludağ’daki bitki örtüsü mutlaka korunmalıydı.

Avrupa Alpin, Asya, İran ve Doğu Akdeniz ikliminin etkisindeki Uludağ’da farklı rakımlarda iklim, yerşekilleri ve bitki örtüsü değişiklik sergilemektedir. Türkiye’deki en önemli bitkisel alanlar arasında yer alan Uludağ’da kar örtüsünün yavaş yavaş kalkmasıyla adeta bir çiçek şenliği başlar. Uludağ’da bulunan toplam 1320 bitki türünden; Dön baba (Erodium Olympicum), Labada (Rumex Olympicus), Benli Yumak Otu (Festuca Punctoria), Bit Otu (Pedicularis Olympica), Yumuşak Tüylü Sığır Kuyruğu (Verbascum Bombyciferum), Bursa Sığır Kuyruğu (Verbascum Prusianum), Ulu Sığır Kuyruğu (verbascum Olympicum), Çöven (Gypsophila Olympica), Altuni Hindiba (Crepis Aurea), Kirpikli Kanarya Otu (Senecio Olympicus), Obrizya (Aubrieta olympica), Geven (Astragalus Sibthorpianus) gibi 33 tanesi sadece Uludağ’da yayılış gösterir.

Kanarya Otu (Cineraria), Şincar (Onosma Velutinum), Kaz Otu (Arabis Drabiformis), Lefkoje (Matthiola Montana), Asyneuma Rigidum ve Asyneuma Virgatum, Kum Çamı (Jasione Supina), Dağ Karanfili (Dianthus Leucapheus ve Dianthus Recognitus), Kestere (Stachys Tmolea), Sarı Sarımsak (Allium Flavum), Dağ Soğanı (Allium Olympicum), Misk Soğanı (Muscari Bourgaei), Keten (Linum Olympicum), Çilek Otu (Patentilla Buscoana), Çok Çiçekli Gelincik (Papaver Pilosum), Tilki Kuyruğu (Alopecurus Lanatus), Ulu Yumak Otu (Festuca Cyllenica), Yavşan Otu (Veronica), Altuni Çiçekli Safran (Crocus Chrysanthus) gibi 171 tür bitki Uludağ’da endemiktir. Yani Uludağ’da da yetişebilen nadir taksonlardır (benzer özelliklere sahip türler).

Bursa ve Uludağ’daki endemik bitkiler de tıpkı ilk tanımlandıkları coğrafi bölgelerin antik isimleriyle nitelendirildikleri gibi isimlendirilmişlerdir. “Flora Orientalis”in (Doğu Florası) yazarı İsviçreli Botanikçi Pierre Edmond Boissier (1810-1885), 1842’de geldiği Anadolu’da 3 ay kalarak Uludağ’ı da dolaşmış, çok sayıda bitki örneği toplamış ve isimlendirmiştir. Kurutulmuş bitki örnekleri Cenevre Boissier Herbaryumu’nda bulunmaktadır. Fransız Gezgin ve Doğa Bilimci Benjamin Balansa (1825-1891), 1857’de ailesiyle birlikte İzmir’e yerleşerek drog ticareti yapmış ve Avrupa’daki bazı herbaryum ve bitki koleksiyonlarına örnekler yollamıştı. Anadolu’da kaldığı 10 yıllık sürede yaptığı botanik seferlerinde topladığı 2858 örnekle bu kitabın hazırlanması sırasında da katkısı olmuştur. Ruhban George Wheler (1651-1724) Uludağ’a yaptığı gezide gördüğü bitkiler hakkında bilgiler vermiştir. 1700-1702’de yaptığı gezilerde Uludağ’dan bitki örnekleri toplayan Fransız Doğabilimci Joseph Pitton de Tournefort (1656-1708) da, Boissier'in Flora Orientalis'te çalışmalarından faydalandığı botanikçilerdendir. Fransız Eczacı Pierre Martin Remy Aucher-Eloy (1793-1838), 1833-1836 arasında 4 kez Uludağ’a çıkarak bitki örnekleri toplamıştır. İngiliz Arkeolog Frank Calvert’in (1828-1908) Bursa’dan topladığı örnekler “Flora of Turkey”de yeraldı. Ayrıca Sibthorb 1786 ve 1794’de, Clarke 1799 ve 1802’de, Thirke 1839 ve 42’de, Clementi 1849 ve 1850’de, Grisebach 1839’da, Barbey 1873’te, Bornmüller 1886-1899’da, Formanek 1890’da ve Nemetz de 1894-1897’de Uludağ’ı gezmiştir...

Uludağ Göknarı (Abies Bornmülleriana) doğal olarak dünyada sadece Kızılırmak ile Uludağ arasındaki bölgede yetişmektedir ve adını Alman botanikçi Joseph Friedrich Nicolaus Bornmüller’den (1862-1948) almaktadır. Bornmüller, Weimar'daki Haussknech Herbaryumu'nda kuratörlük yapmış ve bitki örnekleri Flora of Turkey’de de yeralmıştır.

Bursa ve Uludağ’da 1844 yılında Boissier tarafından toplanıp tanımlanan üç sığırkuyruğu türüne bölgenin antik dönemdeki isimleri verilmiştir. Yumuşak Tüylü Sığır kuyruğu “Verbascum Bombyciferum”, ipek böceği taşıyan anlamında “bombyciferum” olarak isimlendirilmiştir. Özgün bir Bursa çiçeğidir; bahar aylarında Bursa içindeki parkları yol, kenarlarını, tarihi alanları süsler. 550 metreye kadar yayılış gösterir. Beyaz tüyler içine gömülü sarıçiçekleriyle tanınıyor. Sığırkuyruğunun tüysüz türü ise Bursa Sığır Kuyruğu “Verbascum Prusianum”dur. Mayıs ile Ağustos ayları arasında 750-2100 rakımlarda volfram maden işletmesinin çevresinde yayılış göstermektedir. Ulu Sığır Kuyruğu “Verbascum olympicum” ise bir Uludağ çiçeği (endemiği) olup 1000-2300 metreler arasında Haziran ve Ağustos ayları arasında Oteller Bölgesi civarında ayrıca piknik yapılan alanlarda görülmektedir.

Endemik bitkiler doğanın ve suların temizlenmesinde büyük katkı yapar. Doğadaki nitratı protein olarak organik maddeye dönüştürür. Nitratın suları kirletmesine ve azot emisyonuna (salınım) engel olur ve küresel ısınmanın önlenmesine katkıda bulunur. Ancak bütün bu Bursa ve Uludağ’a özgü türler tehlike altındadır.

Uludağ’ın zirve bölgesinde kar yağışlı günlerin ortalaması 66,7 gün, karla örtülü günlerin sayısı ise 179,2 gündür (a.g.e., s.10.) 6 ay boyunca kalan beyaz kar örtüsü ile Bursa ovasını da besleyen Uludağ Bursa’nın en temel su kaynağı.

Dünyanın su kaynakları deniz dışında kalan yüzde 2’si buzullar, yüzde’ 1’i yer altı sularından oluşuyor. Bursa’yı dikine kesen derelerin kaynağı Uludağ’dır. Bursa topraklarının yüzde35’i dağlık ve yayla, yüzde 48’i platolarla, yüzde 17’si ovalarla kaplıdır. Bursa Ovası derelerin sürüklediği alüvyonlardan meydana gelmiştir. Arâzisi volkanik bir yapıya sâhiptir.

Bursa kaplıcaları yer kabuğunun iki bin metre derinliğinden yeryüzüne çıkan sıcak su kaynaklarıdır. Bizanslıların bir “su kenti” haline getirdikleri Pythia’da (Çekirge) 1.Justinianus döneminde (M.S. 6.Yy) büyük bir saray ve kaplıca yaptırılmıştır. Ve uzantısı olan radyoaktivitesi yüksek ( 55,4) kaplıcasıyla Kükürtlü semtiyle adeta önemli bir sağlık (balneoterapi) ve turizm merkezi olarak Uludağ ile bütünleşmiş gibidir…

Alpin kuşağı Avrasya’nın (Asya ile Avrupa) güneyi boyunca uzanan bir sıra dağ sistemidir. Dünyanın ikinci büyük sismik (depremsel) alanıdır. Avrasya levhası ise dünyanın ana tektonik levhalarından birisidir. Alpin kuşağı bu levhanın güneyi boyunca uzanan sınırdır ve güneydeki Arap- Afrika-Hint levhalarının çarpışmasıyla oluşmaktadır.

Uludağ’daki habitat (yaşam alanı) zengin bitki örtüsü çoğu ormanlık alan ve çayırlık, sulaklık, turbalık alanlar olmak üzere, tilki, çakal, yaban kedisi, porsuk, sincap, ayı, kurt, yaban domuzu, bukalemun, kaya kartalı, çalıkuşu, keklik saka, baykuş, bülbül gibi birçok hayvan türüne de ev sahipliği yapıyor.

Apollo kelebeği (Parnassius apollo)ise adeta Uludağ’ın gözbebeği; Bursa’nın simgesi Uludağ’ın simgelerinden en başta gelenidir. Apollo kelebeği, dünyada da nadir görülen Türkiye’de sadece Uludağ’da yaşayabilen Uludağ’a özgü güzelliklerden biri. Uludağ’da 150 milyon yıldan bu yana varlığını sürdürüyor. Yüksek rakım şartlarına adapte olmuş, 1-2 bin metre yüksek dağlarda yaşayan ancak nesli tükenmekte olan bu kelebek türü sadece temmuz-ağustos aylarında 5 gün civarında uçuyor. Apollo kelebekleri 12 cm’ye kadar büyüyor ve ölmeden önce yavruların aynı şekilde beslenmesi için dam koruğu (sedum) bitkisine eşit aralıklarla 100 adet civarında yumurta bırakıyor.

Uludağ’da nesli tehlike altındaki başka tür de Sakallı Akbaba (Gypaetus Barbatus)…

Uludağ’da izcilik 1914 yılında Ceyhun Atuf Kansu'nun babası Nafi Atuf Kansu tarafından başlatılmış. Bursa Öğretmen Okulu Müdürü olarak göreve başladıktan sonra okulun öğrencilerinden izci birlikleri oluşturmuş ve ilk Uludağ kampını Kirazlıyayla'da şimdiki piknik alanı olan yerde kurmuş. Uludağ’da doğa yürüyüşleri (trekking) dinlenme (rekreasyon) ve eğlence (entertainment) yanı sıra dağcılık (climbing, bouldering, abseiling) ve kayak ( Snow board, Cross cauntry, Heli skiing) gibi dağ sporları da yaygın olarak yapılabilmekte ancak extrem ve pahalı sporlar elit zümrenin tekelinde görünmekte…

Türkiye’deki ilk Dağcılık Kulübü (1932) Bursa Halkevi bünyesinde Bursa’da kurulmuş. Dağa kayakla çıkan ilk kişi Alex Abraham adlı bir Alman (1933) 29 Ekim 1963’te tamamlanıp hizmete açılan Teleferik de bir ilktir ve bir İsviçre şirketi (Von Roll AG) tarafından yapılmış. Yolculuk 3 hatta; 1.bölge Teferrüç-Kadıyayla arasında (375-1271 m.)10 dakika, ikinci bölge Kadıyayla-Sarıalan arasında (1231-1635 m.) 10 dakika ve 3.bölge Sarıalan-Çobankaya arasında (1635-1760 m.) 20 dakika olmak üzere toplamda 40 dakika sürmekteydi. Oteller bölgesinin eklenmesiyle, toplam 8.84 km ile 8’er kişilik gondol tipi 175 adet kabinle dünyanın en uzun teleferik hattı olacaktır…

Bursa’da çekirge caddesi üzerindeki Ormancılık Müzesi bir ilk olmanın yanı sıra tek olma sıfatı da taşıyor. Bursa’daki orman varlığı göz önünde bulundurularak 1934’te açılan Orman Okulu -1950 arası lise düzeyinde Orman Okulu 1950’den sonra Orman Müdürlüğü olarak kullanıldıktan sonra 1989’da müzeye dönüştürülmüştür.

Uludağ’daki “Büyük Otel” Atatürk’ün emriyle 1933’te açılmış. Cumhuriyetin ilk sanayi kurumlarının kurulduğu Bursa’da İpek-İş, Sümerbank Merinos ve Bursa Atatürk Stadyumu yıkılmalarıyla Bursa kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Uludağ’daki yapılaşma ile ilgili olarak 2008’deyapılan siyasi açıklamalardan sonra ilk hedef tahtasına konan kurum Büyük Otel olmuştu. Bu kadar çok filmde mekân olarak kullanılmış tarihi öneme sahip Büyük Otel’in yıkılmak istenmesi de düşündürücü…

1963’te ödüllü Metin Erksan’ın “Susuz Yaz” filmiyle büyük üne kavuşan Hülya Koçyiğit şöyle diyordu: “Henüz evli değildim. Sanırım 16 ya da 17 yaşındaydım. İlk defa Uludağ’a gittim. Öylesine bir kar vardı ki ilk defa görüyordum öylesine yoğun bir karı. O zamanlar öyle bugünkü gibi tesisler yok. Kayak evleri var daha çoğunlukla. Bir tek otel var, o da ‘Büyük Otel’…”(Yücel Sönmez, Hürriyet, 5 Şubat 2016)

Uludağ gibi doğal ve tarihsel kimlik açısından korunması öncelikli alanlarda farklı kurumsal yönetim ve uygulamalar bilhassa planlama gibi önemli bir konuda topu turizmcilere ya da inşaat sektörüne atmak çevre konusunda istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Zira hem yapılaşmaktan yana olup hem de doğa ve çevreyi korumaya dönük sistemlerin pratikte pek geçerliliği yoktur. Tarihi yapıların tamamen yıkılıp yeniden yapılması ise tarihi koruma açısından uygun olmayıp hiçbir yerde tercih edilen bir yöntem de değildir. O yeri yeniden canlandırmak, hayata döndürmek (resüsitasyon) demek olmuyor.

İlk özel işletmeler, Yeşilçam filmlerinde sık sık kullanılan Beceren Cafe 1963’te, “Beceren Otel” ise 1970’te açılmış. Beceren ilk modern teleskiyi de 1963 yılında kurmuş. Teleski, kayakçıyı T bar (çekici) denen ekipmanlarla pistin başına kadar götüren bir düzenek…

Kasım Mart ayları Uludağ’ın ana-baba gibi olduğu dönem; okullar sömestr tatiline çıkınca doluluk oranı da bir hayli yükseliyor. Sadece Uludağ mı? Bu dönemde gazete sayfaları da reklam kokan boy boy Uludağ resimleriyle, tanıtım yazıları ve Uludağ haberleriyle dolup taşıyor; yılbaşı gibi tam cümbüş zamanı.

Haber demişken…

“Her güzelin kusuru olur”!..

1988’de Basın yayın Yüksekokulu’ndan mezun olup yerel bir gazeteye müracaat etmişim. Amacım hem pratik yapmak hem bilgilerimi pekiştirmekti, kısacası mesleğe ısınmak. Bu gazetedeyken bir gün Uludağ’a gönderilecek, 27 yıl sonra Çobankaya’da yeniden kurulan bir Kızılay Kampı’nın açılışını haberleştirecektim. O zaman Milli Park Müdürü Yüksek Orman Mühendisi Sinan Karakuzu, Orman Bölge Şefi Cemal Gürpınar, Kamp Yöneticisi Ahmet Baytekin idi. Kızılay Şube Başkanı Recep Sezer’in de katıldığı yemekte hep birlikte Uludağ’a dair sohbet ettik. Haberin gazetede yayınlanmasından sonra Sinan Bey beni telefonla aramıştı “Her güzelin kusuru olur” demişti. Bir de teşekkür etmişti.

Niçin mi?

Başka bir gazetenin muhabiri de bana refakat etmiş ama farklı bir haber yazmıştı o yüzden. O gazetede çıkan haberde oteller bölgesinden bir dereye kirli suların karıştığı ve o derenin içme suyu kaynağı olarak kullanıldığı yazılmıştı.

Halbuki kamp sakinlerinden birisi bahsi geçen dereye birlikte beni de götürmüştü. Ancak benim gazetemde sadece kampı öven yazım yayınlanmış ve bu konuda yazdığım haberse kayda değer bulunmamıştı. Açıkça muhabir olduğum gazete milli park yönetimine bir kıyak yapmış, haberi sadece “iddia” olarak kabullenmişti, belki de…

1988 yılında genç bir gazeteci adayı olarak o yaşın verdiği deneyimsizlikle ipince kıyafetle Uludağ’ın çok farklı havasını hesaplamadan çıkmışım dağa. Orada hava Bursa’dan farklı, insanlar yakılan kamp ateşinin etrafında ısınıyorlar, hem de buz gibi bir hava. Tam üç gün hasta yattığımı anımsıyorum.

Şimdi geri dönüp o yılları düşünüyorum da ne o kıyafetle giderdim Uludağ’a, ne o haberi es geçerdim. Sinan Bey’e gelince, ya haberi yediremedi kendisine ya da bu kadar çabasına karşılık Uludağ’ın güzelliğine bir halel gelmesini sindirememişti. Belki de…

Bir gün Uludağ ile ilgili bir sürü poster ve broşür göndermiş. Merak üstüne sorduğum suale karşılık Yazı İşleri Müdürümüz, “Al, soba borusu gibi bir şey” deyip atmıştı önüme. Açar açmaz hepsi gazetede kapışıldı. Sonraki yıllara bazılarını saklamıştım, arada açıp bakardım onlara. Uludağ güzeldi gerçekten. Ve hep öyle de kalsın.

(3)

“Sinema geldi ve zindandan oluşma bu dünyayı saniyenin onda biri uzunluğundaki zaman parçalarının dinamitiyle paramparça etti; şimdi bu dünyanın geniş bir alana dağılmış yıkıntıları arasında serüvenli yolculuklara çıkmaktayız.” (Walter Benjamin)

Kentsel dönüşümlerin yaygınlık kazandığı bir zamanda tarihsel dokusu korunması gereken yerler hem turizme hem sinemaya hizmet veriyor. Uludağ doğal yapısıyla bunlardan bir tanesi; Türk sinemasında rakipsiz ve popülaritesi çok yüksek. Ünlülerin ve kalburüstü zümrenin pek alternatifi olmayan en itibarlı uğrak yeri; Yeşilçam için milli park kuruluşundan bu yana hem bir tatil mekânı hem de bir set ve işyeri…

Yeşilçam’ın Bursa macerası 1930’larda başlıyor. İlk film “Aysel Bataklı Damın Kızı” 1934’te Çalı’da çekilmiş. “Halıcı Kız” ise 1953’te; ikisinin de yönetmeni Muhsin Ertuğrul... 1945’te çekilen “Köroğlu” var; Mümtaz Ener ve Refik Kemal Arduman birlikte çekmiş, ama o İnegöl ilçesinde çekilmiş, Bütün bu filmlerin kıyıdan köşeden Uludağ ile ilişkili oldukları anlaşılmakta. Yeşilçam’ın Uludağ’daki zirve macerası ise 1955’te başlıyor.

3 boyutlu ve görsel efektleri bolca kullanan filmlerin yaygınlık kazandığı günümüzde saklama ve arşiv koşulları iyi olmayan sinemamızda filmlere ulaşmak kolay olmuyor. Bazılarını sinema-TV’den, bazılarını vcd’den izlemiştim, bunlar çok sınırlı. En büyük yardımcım bilgisayardı. Bilgisayar kanalıyla ulaşmaya çalıştığım filmlerin yüklü olmayanlarına ulaşamadım, bazılarında kısa tanıtımlarla(trailer) yetinmek zorunda kaldım, çünkü filmin bütünü (video stream) mevcut değildi ne yazık ki. Bulamadıklarım hakkında yazılanlara göz attım anımsamaya çalıştım. 1980 öncesi filmler özellikle siyah beyaz çekilmiş eski filmlerde yer belirlemek çok zor oluyor, bazı filmlerde ise kolay. Örneğin “Çile” gibi restorasyonlu ve fazla eskice olmayan filmlerde görüntü hem çok kaliteli hem çok net idi. Bir film şeridi saniyede 16-25 kare akar bu yüzden restorasyon; çizilme ile renk bozulmalarından dolayı meydana gelen kusurların onarılması zahmetli bir işlemdir. 1980 sonrası çekilen filmleri daha önceki bir yazımda (Bursa: Beyaz Perdedeki Kent) ele almıştım; Yine bazısı kıyıdan köşeden Uludağ’yla ilgili, Bora Tekay’ın “Fasulye” (1999), Serdar Akar’ın “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” (2000) ve Ezel Akay’ın “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” (2005)filminden o yazıda uzun uzun bahsetmiştim. Burada daha çok o yazıda eksik kalan 1980 öncesi yapımları da araştırdım. Bu filmlerin nereden bakılsa en yenisi en az 40 senelikti, dile kolay…

Dekupaj film öncesi mekânlarda çalışma ve çekim öncesi ön hazırlıktır. Memduh Ün, “Yanlış mekânla doğru film yapılmaz. Mizansen ve oyuncu psikolojisinin mekâna uyması gerek.” der. (Türkiye’nin Ustalarından Sinema Dersleri, İnkılap Kitabevi, 2006, s. 72) Ömer Kavur da, “Filmin mekânları başrol oyuncusu kadar önemlidir.” demiştir (a.g.e., s. 97). Mekân seçimi yönetmenin sinema anlayışını da belirliyordu. Örneğin Yavuz Özkan, “Filmin hikâyesinin aktarılmasında, hatta derinlik kazanmasında önemli bir işlevi de vardır.” (a.g.e., s. 170) demekte idi. Yani sinemada temel malzeme görsellikti.

Sinemada da diğer (roman, öykü, tiyatro gibi) sanatsal metinlerde (kurmaca) olduğu gibi mekân öyküyü (anlatı) tamamlayan bir unsurdur. Ancak Polonyalı yönetmen ve senaryo yazarı Krzysztof Kieslowski, “Sinema hiçbir şeyi değiştirmez; ama insanların birçok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.”demişti.

Konvansiyonel sinema dikkati günlük sorunların dışına çıkartan uyuşturarak eğlendiren sinema anlayışı; belli bir dönem sinemamıza da egemen olmuş anlayıştır ve bir ölçüde hala da sürmektedir. Aşk romanları yazan Muazzez Tahsin Berkand ve Kerime Nadir gibi yazarlardan adapte öyküler ve Bülent Oran ile Safa Önal gibi birkaç senaryo yazarının çevresinde gelişen Yeşilçam sineması daha çok melodram (aşk) filmleri ağırlıktaydı. Hem ticari kaygılar, hem de sansür kurullarınca getirilen kısıtlamalardan dolayı milli rejime (resmi ideolojiye) aykırı görülen filmler yasaklandığından melodram sineması dışında konu çeşitliliği çok sınırlandırılmıştı.

Ya aşk romanı kaleme alan muharrirler çok fazla Yeşilçam filmi izliyordu ya da sinema rejisörleri çok fazla aşk romanı okuyorlardı; senaryo olacak kadar uygun yazılıyordu eserler. Ne demişti Muazzez Tahsin Berkand, “Aşkın kudretine inanmak istemiyor, bunu edebiyatçılar tarafından romanlara sokulan bir kelime addediyorum.” (Muazzez Tahsin Berkand, Kezban, Elips Kitap, 1.Baskı, 2014 s.147). Tapınılacak ölçüde gösterişli iki beden ve kusursuz ruh (iç güzelliği) melodram sineması için en gerekli malzemelerdi, tabi bol bol gözyaşı için de. Türk jön ve mabudeleri için bir de çok etkileyici ses gerekti. Abdurrahman Palay ve Adalet Cimcoz gibi dublaj (seslendirme) sanatçıları bu iş için biçilmiş kaftandır. Hollywood gibi endüstrileşemeyen sinemamız kendine özgü bir üslup, birkaç senarist ya da edebiyat uyarlamasıyla, birkaç yönetmen ve oyuncuyla birbirine benzer hızlı seri filmler çekerek Yeşilçam sinemasını yaratmış oldu…

Oysa Federico Fellini’ye göre, “Yönetmenlik, bilinmeyen, tanınmayan dünyalar yaratmak” demek değil miydi? (Hakan Savaş, Sinema ve Varoluşçuluk, Altıkırkbeş Yayın, 2003, s.23)

Başka bir kitapta ise Dziga Vertov’un (Roger Vadim’den alıntı; Bir Kent Gezmek, Bir Film İzlemek) bir sözü aktarılıyor. “Bir kent gezmek, bir film izlemek, bir dünyaya girmek ya da doğru bir ifadeyle bir dünya; anlatılan öyküye dair bir evren (diegese) yaratmaktır.” (Sinematografik Kentler, Derleyen Mehmet Öztürk, Agora kitaplığı, 2008, s. 430)

Bursa veya İzmir genel olarak İstanbul yanında bir arka fon gibi kullanılmıştır. Hemen akla geliveren ilk yerler İzmir-Kordonboyu ile Bursa-Uludağ’dır. Hatta bazı filmlerde İstanbul dışına da taşmış havası katmak için olsa gerek Bursa ile ilgili görüntüler eklenmekte; Uludağ’da çekildiği pek anlaşılmayan bir sahnede Uludağ’dan söz edilmekte; film sanki Uludağ’da da çekilmiş gösterilmektedir. Ve 1973’te çekilen “Aşkımla Oynama” (Aram Gülyüz) filminde olduğu gibi filmde Uludağ’dan söz edilmekte ancak Kirazlıyayla’daki Sanatoryum görünmekle beraber alelade karlı dağ sahneleri dışında çekimin Uludağ’da yapıldığı pek anlaşılmaz.

Fuat Uzkınay’ın ilk filmi çektiği 14 Kasım 1914’den bu yana 6000’den fazla filmin çekildiği ki Türkiye sineması 1966’da dünyanın en fazla (241) film çekilen 4. Ülkesi olmuştur. Bu yüzden Türk sineması hakkında eksiksiz bir derleme yapmak, bu konuda girişimde bulunmak hiç de kolay değildir.

1960’lı yıllar Türk sinemasında “Altın yıllar” olmuştu. 1980’ler ise yıldız sistemi çökmüş ve yönetmen sinemasına geçiş dönemi olmuştur. İlginç ama 1980 sonlarında Bursa’da çekilen filmler de adeta bıçakla kesilmiş gibi bitiveriyor. 90’larda da Bursa’da çekilmiş bir filme rastlamak mümkün değil. 1990’lı yılların ilk yarısı video-VCD-DVD’lerin adeta altın çağı olmuştur.

Türk sinemasında 1922-1949 arası özel yapım evleri dönemi, 1922-1930 arası ise Tiyatrocular dönemi kabul edilir. Geçiş döneminden (1939- 1952) sonraki dönem Sinemacılar dönemi (1952-1963) olarak adlandırılmaktadır. 2013’e gelindiğinde Türkiye’de 620 sinema binası, 2170 sinema perdesi ve 271.250 koltuk sayısından bahsedilmekte…

Sinema mekândaki değişim ve yaşamdaki akışı sergiliyorsa Uludağ’ın buna ne yönde ve ne kadar katkısı olmuştur?

Yeşilçam’ın Uludağ’daki zirve macerası 1955’te başlıyor, demiştik. 1955 yapımı “Düşman Aşıklar” karlı sahneler görünen Uludağ'da çekilmiş ilk film. Daha önce oyunculuk da yapmış Memduh Ün’ün ilk yönetmenlik denemesi.

Ün, Sinema Yazarı Pınar Tınaz Gürmen’e anlatıyor önce filmin hikâyesini: “Artık dünya çapında bir film çekebilirim duygusu geldi ‘Hacı Şakir Ailesi’nin Esrarı’ diye kitabını bulmuştum. Doğu’da geçen, kan davasını anlatan. Uludağ’da yapıyoruz çekimleri. Tabii dünya çapında bir film yapacağım için korkunç kaprisliyim. Oysa her tarafta görüntü aynı. Kar tutmuş çamlar, kayalar vb. Filmi Mehmet Muhtar tamamladı. “ (Türkiye’nin Ustalarından Sinema Dersleri, İnkılâp Kitabevi, 2006, s. 64-65).

Ün, kaleme aldığı “Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor” adlı kitapla ilgili “Küçük Dünyaların Büyük Yönetmeni” başlıklı söyleşide de, “Film sinemalarda çok kötü iş yaptı. Bugün için filmi görmek olası değil, belki belediye depolarında çıkan yangınlarda yandı ya da gümüş çıkarmak için katillerin (!) elinde birçok negatif gibi yok oldu gitti.” diyordu. (Fatma Oran, Cumhuriyet Kitap, 2010, sayı: 1042, s. 4-5)

Ün’ün yarım bıraktığı çalışma ve kötü deneyim; “Düşman Aşıklar”ın zayi olması bizi 1955 yılının Uludağ manzaralarından tarihsel bir belge olarak yoksun bırakmıştı belki ancak en azından 1955 yılının Uludağ’ını Memduh Ün’den okuyabilmiştik: “Mine Coşkun 1954 yılında kurdukları Coşkun Film’in ilk filmini benim çekmemi istedi. İlhami Sefa'nın, Doğu'da geçen ve bir kan davasını anlatan Hacı Şakir Ailesinin Esrarı başlıklı romanını seçtim. Senaryoyu kimin hazırladığını hatırlamıyorum, ama çoğu filmimde olduğu gibi, birçok bölümünü sette kendim yeniden yazmıştım zaten. Filmin hikâyesi karda kışta, doğuda geçiyordu. Ama Doğu'ya gitmedik, daha ekonomik olması açısından, olaylar Doğu'da geçiyormuş gibi Uludağ'ı seçtik. Uludağ'da o dönemde yalnızca Büyük Otel vardı, ama çok pahalı olduğundan Kirazlı Yayla'da bir motelde kalmıştık. On dokuz gün çalıştım, yapımcının parası bitti; İstanbul'a döndük, para bulundu. Sonra yeniden Uludağ'ın yolunu tutup bir on günlük çalışma daha yaptık. Bir de Uludağ'daki bazı mekânları filmde hem karlı, hem de karsız görmemiz gerekiyordu. Bu nedenle karda çektiğim sahnelerin yaz geldiğinde çekilecek karşılıkları da kalmıştı. Filme devam edemeyeceğimi anlamıştım.” (Cumhuriyet, 4 Şubat 2010)

“Benim uçsuz bucaksız denizim bir ağaç kümesi arasında, kuru bir ırmaktan kalma bir avuç sudan başka bir şey değildir.” (Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu, İnkılâp Kitabevi, 2016, 15.Baskı, s. 12)

“Çalıkuşu” (1966), Konusu Bursa’da geçmekle birlikte Bursa’da çekilmemiş bir romandır. Zeyniler Köyü, Bursa’da Teleferik Mahallesi'nden daha yukarıdaki bir köydür. Çalıkuşu, Yönetmen Osman Faruk Seden tarafından bir kez filme (1966), bir kez de TV dizisine (1986) uyarlanmıştır. 2013’te ise Yönetmen Doğan Ümit Karaca ve Çağan Irmak tarafından TV dizisine çekilmiştir. Ayrıca, Güntekin’in, “Tanrı misafiri” adlı öyküsü de Setbaşı'ndaki bir konakta geçer…

Reşat Nuri Güntekin’in bazı roman ve öyküleri 1913 yılından itibaren öğretmenlik yaptığı Bursa’da geçer. Yazarın en tanınan romanı “Çalıkuşu”dur (1922). Reşat Nuri Güntekin, romanın bir bölümünde dağın eteğindeki köy ile Uludağ’ın başka bir yüzünü tasvir etmektedir: “Taşların arasından minare merdiveni gibi dik bir yoldan inmeye başladık. Aşağıda, akşamın alacakaranlığı içinde kapkara bir servilik, etrafı çitle çevrilmiş, çıplak bahçeler arasında tek tük kulübeler, tahta evler görünüyordu. Altlarında dört direkten ibaret ahırlar, üstlerinde asma merdivenle çıkılan bir iki oda. Herhalde, bu Zeyniler şimdiye kadar işittiğim ve resimlerini gördüğüm köylerden hiçbirisine benzemiyordu.” (a.g.e., s. 214).

“Ateşten Günler” (1987). Ateşten Gömlek romanından uyarlanan TV dizisindeki bazı sahneler Uludağ eteğinde 700 yıllık Osmanlı köyü olarak bilinen Cumalıkızık’ta çekilmiştir: “Ovada, üç yüz hanelik bir köy; sarı, çorak topraklar arasında, sarı topraktan yapılmış küçük bir sırtın üzerinde, önü yeşil bir Anadolu nahiyesi.” (s. 132). Bu kısımda olup biten olaylar Cumalıkızık’ta; Binbaşı İhsan (Can Gürzap) ve Anzavur Ahmet (Gökhan Mete) karşılaştıkları sahne, Cumalıkızık Köyü girişindeki meydanda ve köyün içinde çekilmiştir. Köy meydanındaki sahnede İngilizlerden para desteği alan Anzavur, Kuvayi Milliye Subayı Binbaşı İhsan’ı yargılamaktadır. Binbaşı İhsan’ın arkasında geniş açıdan Köy görünmektedir. Köylüler de filmde rol almıştır.

“Ateşten Gömlek” (1922), Halide Edip Adıvar'ın yazdığı ve Türk edebiyatında Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan ilk romandır. Selim İleri, roman hakkında yazdığı makalede “Güzel ve önemli Kurtuluş savaşı romanları sonradan yazılmıştır. Birçoğunu bugün de tutkuyla okuyabiliriz. Ama pek azı Halide Edip’in Ateşten Gömlek’i ölçüsünde içten tanıktır.” diyordu (Can Yayınları, 14. Basım, 2010, s. 218)

Frances Kazan ise, Halide Edip Adıvar’ın otobiyografisini konu alan kitapta, Kurtuluş Savaşı’ndaki başarıya, Adıvar’ın, Anadolu Türklerinin bir başarısı olarak baktığını aktarmakta: “Türk ordusu askerlerinin figüran olarak kullanıldığı film büyük ölçüde yazarın istekleri doğrultusunda çekildi. Bakir Anadolu topraklarının arka fonu oluşturduğu filmde, Peyami ile Ayşe arasındaki aşk, bunların ‘İzmir Davası’ uğruna kendilerini feda edişlerinin dokunaklı öyküsüyle iç içe veriyordu.“ (Halide Edip ve Amerika, Bağlam Yayınları, 1995, s. 58)

İngiliz Tarihçi Arnold Joseph Toynbee’ye göre milliyetçilik ırksal değil, zihinsel bir durumdur (a.g.e., s. 64). Halide Edip’e göre de Osmanlı Bizans’ın (Doğu Roma İmparatorluğu) bir uygarlığıydı ve Osmanlı kurumları da (yönetici azınlık) sıradan (Anadolu) Türkleri üstünde ince bir zırhı andırıyordu. Osmanlı Bizans’ın isim değişikliğinden ibaretti (a.g.e., s. 68).

“Küçük Hanımın Şoförü” (1962). Film aynı isimle üç kez çekilmiştir. İlkini Nejat Saydam 1962’de Uludağ’da siyah beyaz olarak çekmiştir. Senarist Nejat Saydam, oyuncular Belgin Doruk, Ayhan Işık ve Sadri Alışık’tır. 1970’de renkli olarak Tunç Başaran filmi Belgin Doruk ve Ayhan Işık’la tekrar çekmiştir. 2007’de ise Nejat Saydam’ın oğlu Sabri Saydam TV filmi olarak çekmiştir.

“Son Mektup” (1969) ve “Soyguncular” (1974). Türker İnanoğlu Filiz Akın ve Ediz Hun’u iki filmde buluşturdu Siyah beyaz çekilen filmden sonra Uludağ’daki iki oyuncunun birlikte oynadığı ikinci film renkli dağ manzaralarıyla dikkat çekiyordu.

“Unutulan Kadın” (1971). Atıf Yılmaz’ın çektiği Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın beraber oynadıkları klasik bir Yeşilçam öyküsü. Unutulan Kadın, Selvi Boylum Al Yazmalım (1977) filminin habercisi adeta iki başrol oyuncusunu Uludağ’da buluşturmuştur. Yeşilçam’ın kayak ve kar manzaraları eşliğinde tutku dolu bir aşk öyküsü. Uludağ, mutluluğunun bozulmasına engel olmak için cinayet işleyen bir kadının daha önce sevdiği erkekle geçirdiği mutlu günlere sahne oluyor.

Yeşilçam’ın kısıtlı olanaklarından sinema oyuncuları da bazı giysi ve kostümleri kendileri hazırlamak zorundaydı. Türkan Şoray, “Unutulan Kadın filminde kısacık bir sahne için hazırladığım Uludağ’da çekilen bir sahnede giydiğim, mor pelerin beyaz takım, kürk şapka da benim tasarımım.” demişti. (Sinemam ve Ben, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, 2017, s. 396)

“Ömrümce Unutamadım” (1971). Süreyya Duru’nun yönettiği film aynı fabrikada çalışan iki gencin öyküsü. Başrollerde Filiz Akın ve Kartel Tibet oynuyor. Karlı dağ manzaralarıyla dikkat çekiyor.

“Satın Alınan Koca” (1971). Filmin yönetmeni Duygu Sağıroğlu, başrol oyuncuları Fatma Girik ve Cüneyt Arkın. Filmin başlarındaki karlı evli çiftin balayı için uğrak yeri olan Uludağ manzaraları ve sahneleriyle dikkati çekmektedir.

“Önce Sev Sonra Vur” (1971). Yeşilçam’ın ne yazık ki kötü hatırlanan filmlerinden birisidir. Suphi Özkaya isimli figüran çıktığı elektrik direğinde 2100 voltluk cereyana kapılarak ölmüştü. Film teleferikte çekilen tehlikeli teleferik sahneleriyle dikkat çekiyordu. Filmde Meral Zeren, Figen Han ve Yılmaz Köksal oynuyordu. Filmin yönetmeni ise Natuk Baytan’dır.

“Köle” (1972). Filmin Yönetmeni Atıf Yılmaz, başrol oyuncuları Gönül Hancı, Tufan Giray ve Ferit Şevki. Filmde Uludağ ya da Bursa’dan söz edilmiyor, yer adlarına ilişkin de çok belirgin sahneler görüntülenmemiş. 1970’lerin başındaki Bursa’yı renkli görme şansını kaçırmış oluyoruz. Sadece kar, kayak ve bazı otel sahneleri var. Filmin Uludağ’da geçen sahnelerinde kıskançlık krizi geçiren Paçavra Kara Osman (Fethi Giray) Yasemin’i (Gönül Hancı) tokatlar. Yasemin de arabasına atlayıp kaçar, ancak arabası yolda kara saplanır. Kendisini bulmak için yola çıkan Kara Osman’ın bindiği araç Bursa plakalı yeşil renkli bir Jeep’tir.

“Acı Hayat” (1973). Kerem ile Ebru isimli iki genç birbirine aşık ancak düşman aile çocuklarıdır. Filmin uzun kısmı Uludağ’da çekilmiş bir Uludağ filmidir; Uludağ yolculuğu, karlı yollar ve karlı çamlar, Oberj Otel Ulukardeşler’in görüntüleri. Yönetmen Orhan Aksoy, başrollerde Filiz Akın ve Cüneyt Arkın oynamıştır.

“Aşkımla Oynama” (1973). Kumar tutkunu bir adamın aşk öyküsü. Başrollerde Ediz Hun ve Hale Soygazi Oynuyor. Yönetmen Aram Gülyüz.

“Boşver Arkadaş” (1974).Birbirini hala seven iki aşığın öyküsünü anlatan filmin yönetmeni Zeki Ökten. İlhan İrem’in 1974’te seslendirdiği unutulmaz şarkıdan adını alan filmde Selma Güneri’yi kayak öğrenirken Tarık Akan’ı da iyi kayak yaparken görüyoruz.

“Sabıkalı” (1974). Birbirlerini seven iki insan ve onların arasına giren ruh hastası bir adamın trajik öyküsü. Çiftin balayı için birlikte gittikleri Uludağ'da Tunç Ayhan'a tuzak kurar ve Aysel'e tecavüz eder. Genç kadın intikamını almak isterken yanlışlıkla kocasını vuruyor. Uludağ görüntülerinin çok olduğu filmde Salih Güney de başrolde Filmin yönetmeni Nejat Saydam. Ekrem bora ile Hülya Koçyiğit teleferik yolculuğu yapıyor.

“Şaşkın Damat” (1975). 1970’lerde başlayan Yeşilçam seks furyası döneminde sıklıkla bu döneme alternatif olarak Uludağ’da geçen balayı konulu filmler de çekiliyordu. Şaşkın Damat filmi de bu tür, dönemi atlatma çabasındaki filmlerden. Yine balayı konulu 1975 yapımı klasik bir Uludağ kaçamağı filmi. Başrolleri Kemal Sunal ile Meral Zeren paylaşıyor. Zeki Ökten ise yönetmeni, senaryosunun yazarı da Sadık Şendil ‘dir

“Can Pazarı” (1976). Uludağ’daki karlı sahneleri ve filmde oynayan İranlı aktrist Pouri Banayi ile dikkat çeker. Senaryo Erdoğan Tünaş, filmin yönetmeni Orhan Elmas ve Ertem Göreç. Bursa doğumlu yönetmen Ertem Göreç, yapımcı Berker İnanoğlu’yla Yılmaz Güney ve Nil Kutval’ın başrol oynadığı başka bir Can Pazarı (Öleceksin) isimli film çekmiştir (1968).

“İki Kızgın Adam” (1976). Yapımcı Berker İnanoğlu, senaryo Erdoğan Tünaş ve yönetmen Ertem Göreç. Kadir İnanır bu defa başrolü Perihan Savaş ve İranlı aktör Naser Malek Motiee ile birlikte oynamıştır. Filmde Otel Beceren yazısı Uludağ genel manzarası; kar ve kayakçılar vs göze çarpar. Siyasal mesajlar içeren film polis-mafya ve aşk üçgeninde ilginç diyaloglara sahne oluyor.

“Ne Umduk Ne Bulduk” (1976). Yine Uludağlı bir Zeki Ökten filmidir. Zengin bir koca bulmak umuduyla Uludağ’a gelen anne ve kızın öyküsüdür. Zeki Ökten Şaşkın Damat filminden 1 yıl sonra yine Uludağ’ı başka bir aşk öyküsünde set olarak kullanmıştır. Karlı kayaklı sahnelerle dolu filmin oyuncuları Gülşen Bubikoğlu, Adile Naşit ve Aytaç Arman.

“Kaplanlar Ağlamaz” (1978). Cüneyt Arkın’ın macera ve aksiyon filmlerinden biri. Cüneyt Arkın, final sahnelerinden birisinde teleferikteki dövüş sahneleriyle dikkat çekmektedir. Filmin Yönetmeni Remzi Jöntürk.

“Ne Olacak Şimdi ?” (1979). Levent Kırca ile Nevra Serezli’nin başrol oynadığı Atıf Yılmaz filmi. Oyuncuların balayı için geldikleri Uludağ’da yine Büyük Otel ‘den klasik giriş ve önünde çekilen sahneler var. Ayrıca otel çekilmekle kalmıyor otelden de söz ediliyor. Filmde telesiyej görüntüleri ve Uludağ sahneleri yer alıyor.

“Kadın Bir Defa Sever” (1984). Uludağ’da da çekilen bu film Esat Mahmut Karakurt’un “Kadın Severse” adlı romanından uyarlanan filmlerin üçüncü sürümüdür. Karlı kayaklı Uludağ manzaraları bizi 1984 yılına götürüyor. Cafe Beceren, telesiyej, kayak alanları vs. görüntülendiği filmin büyük bölümü için mekân olarak Uludağ seçilmiş. Zümrüt (Ahu Tuğba) bir uyuşturucu çetesinin kuryesi. Teslimat için Uludağ’a geliyor. Burada geçirdiği bir kayak kazasında Doktor Ekrem (Burçin Oraloğlu) ile kesişiyor yolları. Ekrem ise bir dağ kulübesinde yalnız tatil yapıyor. Erotizm ağırlıklı olan bir film…

“Sokaktan Gelen Kadın” (1984). Bir hayat kadınının aşk öyküsü. Gemlik Doğumlu Mahmut Cevher filmde Banu Alkan’la başrol oynuyor. Uludağ karlı manzaraları oldukça uzun sahnelerde görülüyor. Filmin yönetmeni Orhan Aksoy.

“Herşeyim Sensin” (1985). Yeşilçam filmlerinde Bursa’ya ayrılan sahneler konuları benzemekte. Filmin başkarakterleri balayı ya da tatil geçirmek için gelirler, yine kısa bir Bursa turuyla tekrar İstanbul’a dönerler. Çoğunlukla soğuk ve kar manzarasının yerini İstanbul’daki Boğaziçi ve deniz manzaraları alır. Bu film de aynı örneklerden birisi. Filmin yönetmeni Ümit Efekan, oyuncular Ferdi Tayfur ve Necla Nazır. Yapımcı Selim Soydan. Uludağ manzaraları; kayakçılar, oteller bölgesi ve karlı sahneleriyle dikkat çekmektedir.

“Sekreter” (1985). Zengin erkek fakir kız konulu Yeşilçam klasiği. Film Uludağ sahneleriyle başlıyor. Otel ve şömine ateşindeki klasik gitar dinletisi ve dansla sürüyor. Genel olarak kış mevsiminde sisli ve buzlu olan Uludağ yolu bu filmde de karlı. Uludağ iki kısım verilmiş. Birinci Uludağ macerası İstanbul dönüşüyle otobüste geçen sahnelerle sona eriyor. İlerleyen sahnelerde Uludağ’a tekrar dönülüyor. Âşıklar arasında buzlar da erimiş; zengin kötü babanın ayırdığı âşıklar zengin iyi patron araya girince tekrar kavuşuyor. Yazıcı ve Beceren otel görüntüleri ile Uludağ’da başlayıp Uludağ’da mutlu sonla biten bir film. Filmin yönetmeni Temel Gürsu. Oyuncular Hülya Avşar ve Tolga Savacı.

“Ada” (1988), Peride Celal’in bir uzun öyküsünden uyarlanmış. “Bir Hanımefendi’nin Ölümü” adlı öykü kitabındaki iki uzun öyküden biri. Peride Celal, başta aşk romanları kaleme alırken 1950’lerden sonra gerçekçilik çizgisinde bireyin iç sorunlarına eğilen öykü ve romanlara yönelmiştir. Ada, böyle bir dönemin ürünü ve 1981’de basılmıştır. Selim İleri “Peride Celal’i ‘Ada’yı okuduktan sonra tanıdım.” demiştir. (Radikal Kitap, 21 Haziran 2013)

Ada, yaşanıp bitmiş bir aşkı sorguluyor. Yönetmen Süreyya Duru, filmin son sahnelerini bitirmek üzereyken ne yazık ki bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiş filmi kızı Dilek Duru tamamlamıştı. Uludağ çok az, Beceren Otel, kayak yapanlar, kış manzaralarıyla görünür. Türkan Şoray’ın artık kendi kanunlarına son verdiği filmlerden birisidir. Film görüntü kalitesine rağmen Bursa için belgelik değer taşımıyor (Çoğunluğu Burgazada’da çekilmiş) Bu filme de Bursa’da hatta Uludağ’da çekilen bir film demek zordur.

Toplam 222 filmde rol alan Türkan Şoray, dünyanın “en çok film çeviren” kadın oyuncusudur. Rutkay Aziz, “Benim ilk filmim ‘Ada’da Türkan Hanım’dan adeta ders aldım; set disiplini nedir, sette ilişki nasıl korunmalı, gibi konularda çok şey öğrendim. İşe olan tutku ve saygı yoksa kolay kolay ayakta durulmaz bu işte. Yapısında değişime açık yanlar, oyunculuğunda yeni boyutları beraberinde getiriyor. İki filmde de birbirimize yardımcı olarak, sırt vererek, uyumlu bir çalışma yaptık.” demişti. (Türkan Şoray, Sinemam ve Ben, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, 2017, s. 377)

Bursa’da çekilen filmler başka bir yazı konusu. Uludağ’ın Bursa’yla birlikte çekildiği filmlere gelirsek…

“Kadın Severse” (1955). Esat Mahmut Karakurt’un aynı adlı romanından üç film uyarlanmış. Bu aşk ve melodram türü filmlerin ilki 1955’te siyah beyaz çekimli olarak Uludağ ve daha sonra bursa manzarası ile dikkat çekmektedir. 1955 yılının Bursa’sı küçük bir kasaba görünümünde dağ ve ova birbirine karışmış Uludağ yolu şose, yemyeşil ve arada büyüklü küçüklü Bursa evleri . Filmin başındaki dağ sahnesi kar fırtınası stüdyoda çekilmiş, romanda geçen dağ sahneleri için filmde Uludağ mekân olarak kullanılıyor. Romanın daha sonraki uyarlamalarında da Uludağ yer almış. Filmin başrol oyuncuları Muzaffer Tema, Gülistan Güzey ve Leyla Altın.

“Mavi Boncuk” (1958). Bursa siyah beyazda olsa oldukça geniş açılardan yansıtılıyor. Bursa ovası, Uludağ ve etekleri, Atatürk Heykeli ve Meydan, Çelikpalas Oteli, Yeşil Türbe, Reşat Oyal Kültür Parkı, Süleyman Çelebi Türbesi. Yeşil Türbe ve Süleyman Çelebi hakkında da ayrıntılı bilgi verilir seyirciye. Yönetmen Esat Özgül, oyuncular Peri Han, Hüseyin Peyda ve Ekrem Bora.

“Öldüren Bahar” (1962). Süha Doğan’ın çektiği siyah beyaz filmin sonlarına doğru Bursa ve Uludağ manzaraları da var; Uludağ Büyük Otel’den sahneler ve Bakacak Tepesi’den çekilen Bursa panoramasında Bursa ovasının peyzajı siyah beyaz da olsa Uludağ’ın yemyeşil doğasıyla bütünleşmiş o zamanki yeşil haliyle görülüyor. Başrollerde Göksel Arsoy, Leyla Sayar ve Turgut Özatay oynamış.

“Beyaz Güvercin” (1963). Siyah beyaz çekilen filmde dağ sahneleri var. Zengin babasının, iyileşmesi için tuttuğu gençlerden birine âşık olan hasta bir kızın öyküsü. Filmin yönetmeni Nejat Saydam. Uludağ’daki sahnelerin oyuncuları ise Filiz Akın, Göksel Arsoy ve Reha Yurdakul.

“İstanbul Kaldırımları” (1964). Metin Erksan’ın yönettiği, Heykelönü Teleferik’ten görüntülerin sergilendiği siyah beyaz ama kısmen de renkli filmde Zeki Müren ile Belgin Doruk başrollerde…

“Kadın Severse” (1968). Esat Mahmut Karakurt’un (1939) aynı isimli romanının ilk uyarlaması 1955’te siyah beyaz olarak çekilmişti. Ülkü Erakalın’ın renkli çekilen ikincisinde de filmin başındaki karlı Uludağ sahneleri dışında Teleferik yanı sıra Yeşil Türbe’deki ilginç sahneyle dikkat çekmektedir. Filmin başrol oyuncuları Türkan Şoray, Ekrem Bora ve Mine Mutlu.

“Karlı Dağdaki Ateş” (1969). Refik Halit Karay’ın aynı isimli romanından (1956) sinemaya uyarlanan senaryosunu Safa Önal’ın yazıp yönettiği filmin başrol oyuncuları Filiz Akın, Ayhan Işık ve Önder Somer. Uludağ ve Heykel Meydanı sahneleri ile dikkat çekiyor.

“Kalbimin Efendisi” (1970). Uludağ görüntüleri kar manzaraları Beceren (Teleski) Otel umum görünüşü ve teleferik yolculuğuyla; Hülya Koçyiğit, Ediz Hun, ve Münir Özkul’la başlıyor film. Daha sonraki Ediz Hun’un Zeynep Tedü ile karşılaşıp ayaküstü konuştuğu sahne ise Setbaşı Köprüsü’nde çekilmiş. Arka fonda önce şimdiki şehir kütüphanesinin bulunduğu eski belediye nikâh dairesi görünüyor, uzaktan görünen ise Yeşil Camii’dir. Filmin yönetmeni Ertem Eğilmez.

“Seks Fırtınası” (1971). TV lerin yayına başlamasıyla ilginin azaldığı 1970’lerde Türk sinemasında İtalya sinemasından etkilenerek seks furyası başladı. Nazmi Özer‘in filmi bu dönemin ilk örneklerinden biri. Siyah beyaz filmin Bursa sahnelerinde de Mine Mutlu, Sami Tunç, Aynur Aydan ve Piraye Uzun oynamış Bursa Heykel ve teleferik yolculuğu görüntülenmiş.

“Çile” (1972), Dinsel temalı, renkli ve restorasyonlu filmde gözalıcı dağ manzaraları var. Yönetmeni Yücel Çakmaklı. Filmin son bölümleri ve finaline ilişkin çekimler Yeşil Camii’de başlayıp Uludağ’da geçiyor karlı manzaralarda sadece bir dağ Köyü ile bir dağ evi görünüyor. Filmin başrol oyuncuları Türkan Şoray ve Ediz Hun.

2010’da bazı Hollywood yapımlarında yönetmenlik yapan Polonyalı yönetmen Andrzej Bartkowiak da "Karanlık Hesaplaşma" isimli sinema filminin hazırlıkları kapsamında Uludağ'a gelmiş fakat film çekilmemişti.

Aynı yıl içinde ABD`de, Los Angeles Belediyesi ve Trust For Public Land adlı kuruluş etrafında birleşen bir çevreci grup, dünyaca ünlü “Hollywood” yazısının üzerinde tepkilerini dile getirmiştir. Ünlü sembolün üzerine, yazının olduğu bitişikteki tepeyi yapılaşmadan kurtarmak ve bölgede lüks konutlar inşa etmeyi planlayan şirketi engellemek için “Save the Peak” (Dağı Kurtarın) yazısı geçirmişti.

Pera kitabında ilhan Berk Yeşilçam’a Türk sinemasının Hollwood’luğunu yakıştırmıştı. Sinema açısından Uludağ elbette bir Hollywood değil. Fakat tarih boyunca da çeşitli uygarlık ve kavimlere yurt olmuş doğal güzellikleriyle her türlü canlıya ev sahipliği yapan yönüyle de uluslar arası değer taşıyor.

Sinema, dizi ve reklam filmlerinde de set olarak kullanılan Uludağ’ı kar ve kış merkezi olarak tanınmasından öteye doğal ve tarihsel özellikleriyle de tanıtmak gerekiyor. Her film geçmişten geleceğe bırakılan bir belge değeri taşıyor.

Tamer UYSAL


————————————————————————————–

Sizlerde buradan misafir olarak yazı gönderebilirsiniz…

Sayfamıza gönderilmiş misafir yazılarına buradan ulaşabilirsiniz…






Söz Sizde
-Sizlerinde mutlaka Tamer Uysal'ın Misafir Yazısı için söyleyecekleri vardır. Alt kısımda yer alan yorumlar kısmında bunları bizimle paylaşırsanız memnun oluruz.

Popüler Yayınlar ( EN 10)

ip adresim

Ziyaretçilerimizin IP Konumları